GEZİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GEZİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2008

KÜRKÇÜ DÜKKANINA DÖNÜŞ !...

Öncelikle belirtiyim, bu harika çiçeklerle karşılandım :)
Baylıyorum bu adetinize Serap'cım...

2 hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçti (Serap'ı çok yorduk walla, ona pek de "göz açıp kapayıncaya kadar" gelmemiştir sanırım!).

Bol bol gezdik. Gezecek müze ve tarihi yerleri daha önce gördüğümüz, hep gezmek istediğim POTSDAM'a da soğuk nedeniyle gidemediğimiz için bu seyahatim tamamen alışveriş odaklı oldu...

Mesai gibi her gün 10.00 gibi çıkıp, 16.00-16.30 civarında evde oluyorduk. Şunu net olarak söyleyebilirim ki Berlin'deki tüm H&M'leri gezdim!...

Bu arada bir haftasonu diğer kuzenim Sevtap'ı da ziyarete İserlohn'a gittik. Burası Almanya'nın batısında küçük bir kasaba ve Serap'la Sevtap'ın çocukluklarının geçtiği bir yer. Ben de küçükken sık sık dayımları ziyarete gittiğimiz için benim de bolca çocukluk hatıram var burada. Dayımların oturduğu, bizim sokaklarında oynadığımız yerleri gezdiğimizde o zamanlar bizim için KOCAMAN olan yerlerin aslında ne kadar da küçük olduğunu fark ettik!...

Bol bol BERLİNER yedim... Çocukluğumdan beri bu lezzete bayılıyorum...


Tadını İserlohn'dan başka yerde bulamadığım kızarmış tavuk ve "çingene" soslu (Serap bunun Almanca'sını hatırlayamadım!) patates kızartması yedim.

Tabii ki Coşkun abinin (Sevtap'ın eşi) yaptığı çiğ köfteleri de unutamam. Muhteşemler di...

Serap'la Berlin'de ki "Grüne Woche" etkinliğini ziyaret ettik.

Bir sürü çiçek soğanı aldık. Bu arada ben aldığım lale soğanlarını hala ekemedim Serap!... Torbada çimlenecekler neredeyse...

Değişik değişik peynirler tattık.

Evet!... Gördüğünüz renkli tekerlekler peynir. Cappucino'lu... Pesto'lu... Hepsinin tadına baktık, tadını bildiğimiz türden vazgeçmemeye karar verdik!...

Bartu'nun isteği üzerine "KNUT" u görmek için hayvanat bahçesine gittik. Beklediğimizden epey büyümüş (Serap bizi uyarmıştı) bulduk ama verdiği pozlara bayıldık.

Eşim de iş seyahatini bitirip bize katılınca bir de Botanik Bahçeye gittik. Gerçi tadilat nedeniyle bazı yerler kapalıydı ama olsun, gördüklerimiz de çok güzeldi :)


Bu kadar çiçeğin yanında kaktüsler de vardı tabii...

Alışveriş yerlerinden birini gezerken şu pasta gibi sabunların satıldığı bir dükkana girip bunu gördük.
Resim çekmek için izin istediğimizde, Serap bunun bir Türk tatlısı olduğu için ilgimizi çektiğini satıcı kıza belirtti. Satıcı kız da bize bunun bir Yunan yemeği olduğunu söylemesin mi?... Serap'la beraber kıza aynı anda itiraz edip hafif yollu çıkışınca kızcağız susup resmini çekmemize izin verdi!...

Sokaklarda dolaşırken üşüdüğümüzde ya;

Hint lokantasına gidip, Serap'ın çok sevdiği benim de hoşuma giden "Garam Chorba" içtik,

ya da "sıcak çikolata"...
Eve geldiğimizde bizi bu iki yaramaz karşılıyordu.

Sevilmekten bu kadar hoşlanmayan başka iki kedi yoktur herhalde!... Ama acaip pozcular.
Serap onlar için de blog açtı biliyor musunuz!...
2 haftayı işte böyle geçirdik...
Her şey için teşekkürler Serap'cım :)

(Serap'ın mutfak pencerisinin manzarası)


25 Ocak 2008

TATİL ZAMANI !...

2 hafta yokum arkadaşlar.

Sevgili kuzenim SERAP'ın yaptıklarını yemeye ve bol bol gezmeye gidiyorum.

Dönüşte görüşürüz.











14 Ocak 2008

4 GÜNLÜK KAÇAMAK

Çok çabuk bitti ama resimdeki manzaradan da anlaşılabileceği gibi son derece keyifliydi...
Evet, 4 günlüğüne Samsun'a annemlere gidip geldim.
Hem yeni taşındıkları evlerini görmek hem de hasret gidermek için.
Anne evindeki prensesliğim hemencecik bitiverdi ve dün akşam gerçek dünyaya döndüm!...
Oturma odasındaki bu manzarayı da sizlerle paylaşmak istedim...
Haaa... bir de annemin harika AŞURE'sini...

06 Aralık 2007

ÇİN SEYAHATİ - II

Gezimizin 2. durağı XIAN şehriydi. Buraya gelmemizin tek nedeni de yukarıda resimlerini gördüğünüz "Qin Terra Cotta Warriors and Horses" müzesi... Buradaki askerler ve atlar gerçek boyutlarda ve zamanın şavaşçılarının tüm özelliklerini en ince ayrıntılarına kadar taşıyorlar.

Bu askerlerin bulunması da tamamen tesadüf eseri olmuş. 1974 yılında kuyu açmak isteyen bir köylü tarafından bulunmuş. 16.300 m2'lik bir alana yayılmış 3 binadan oluşuyor. 1.Pit 1979 yılında Çin Ulusal Günü'nde açılmış.

3 binanın içinde 7.000 eser var (askerler, atlar,silahlar...) Askerler tam bir savaş düzeni içinde sıralanmışlar. Çoğu tamir edilebilmiş.

Bu müze 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası kapsamı içine alınmış.


Gerçekten etkileyici bir yerdi. Şansımıza da kapalı olan hava biz otele döndükten sonra yağmura döndü!... Ama ne yağmur!... Bütün gece gök gürültüsü ve şimşekler hiç durmadı. Hatta sabah erken Şangay uçağı için havaalanına giderken bazı yollar (aynı bizdeki gibi!) yağmur sularıyla kapanmıştı.



Zorlu bir uçağa yetişme yolculuğu sonrasında Şangay'a indik... Burada da bizi gökdelenler karşıladı. Veeeee bol bol yabancı!...

Pekin ve Xian gezilerimizde gerek sokakta gerekse turistik yerlerde bizim gibi yabancı turist oranı yerli turiste göre çok azdı. Hatta sarışın , yeşil gözlü olan oğlumla en az 5-6 kişi fotoğraf çektirmek istemişti!...

Şangay'da ise uluslararası firma veya bankalarda çalışan çok fazla sayıda Avrupalı ve Amerikalı var. Bunun en büyük etkisini ise nerede hissediyorsunuz biliyor musunuz?... Tuvaletlerde...

Evet, 4 günlük ızdırap burada bitti. Ülkemizde veya herhangi bir Avrupa ülkesinin alışveriş merkezlerinde alışık olduğumuz temizlikteki tuvaletlere bu şehirde kavuşabildik!...

Yukardaki kolajda çok şeker bir Çinli kız çocuğu var. Bu ırk küçükken çok şirin oluyor da büyüyünce çirkinleşiyorlar (oğlumun yorumu bu)!... Bu kız çocuğu da diğerleri gibi büyükanne ve büyükbabası ile geziyordu. Malum Çin de 1 çocuktan fazlası YASSAK!... Anne ve babalar çalıştığı için de çocuklara büyükler bakıyor. İş saatlerinde istisnasız hep 3'lü gruplar halinde dolaşıyorlar. Akşam ailecek yedikleri yemeklerde de bu sayı en fazla 7 kişi olabiliyor!...



Tepenizden şu devasa köpekbalığının geçtiğini düşünün. İnsan ürperiyor değil mi? Bu resimler Şangay televizyon kulesinin yanındaki akvaryumdan. Bu akvaryumda (sanıyorum) Dünyanın en uzun cam tüpü içinde yürüyebiliyorsunuz. Kaç metre olduğunu şimdi hatırlayamıyorum ama bu ve benzeri balıklarla epey uzun bir yürüyüş yaptık. Korkusuz balıkadamların dalışlarını izledik. Ama en heyecan vereni de köpekbalıklarıydı.

Bunların dışında eşimin sürekli gidip geldiği bir şehir olduğu için çok hoş ve keyifli restoranlarda yemekler yedik , ayaklarımız şişene kadar da yürüdük.

Kaldı Hong Kong...

Onu da bir sonraki yazımda anlatırım artık :)

13 Kasım 2007

ÇİN SEYAHATİM - I

Bu geziyi aslında geçen yaz yapacaktık ama kısmet bu yazmış. Diğer gezilerimizde de yaptığımız gibi herhangi bir turla gitmedik. Tüm organizasyonu eşim yaptı.
Yaklaşık 10 saatlik bir yolculuktan sonra Pekin'e indik. Oranın saatiyle 16.00 gibi otelimizdeydik. Otel çok merkezi bir yerde olduğu için ilk önce yürüyerek etrafı gezdik.
Gerek otele kadar arabayla gelirken gördüklerim gerekse akşamki gezintimizde edindiğim ilk izlenimler biraz hayalkırıklığı oldu!... Her ne kadar eşim defalarca Çin'in gayet modern bir ülke olduğunu ortalıkta üçgen şapkalı Çinli dolaşmadığını söylemiş bile olsa ben yine de bu kadar gelişmiş bir şehirle karşılaşmayı beklemiyordum doğrusu. Kafamda hala bize öğretilen ya da filmlerde gördüğümüz dar sokakları, tipik üçgen çatıları olan ufak binalar görmeyi planlarken gökdelenlerin arasında kalınca bir şaşkınlık ve hayalkırıklığı yaşadım tabii. Pekin 2008 Olimpiyatlarına hazırlandığı için her tarafı inşaat dolu bir şehir ama binalar, sokaklar, caddeler inanılmaz modern. Etraftaki kısa boylu, çekik gözlüleri görmezseniz gelişmiş bir Avrupa şehrinde hatta Amerika'da sanabilirsiniz kendinizi.
Ertesi gün sabah erkenden "Çin Seddi" ne gittik. Arabayla 40-45 dk'lık bir yolculuk yapıp teleferikle en yüksek noktasına ulaştık. Teleferikten indikten sonra bayağı dik yokuştan çıkıp dokunmanın şans getirdiğini söyledikleri duvara da dokunduk.

Yukardaki resimde ne kadar dik bir yokuştan çıktığımızı görebilirsiniz. Ben ve Bartu dik duruyoruz aslında!...

O günün akşamında da Pekin'e gitmişken "Pekin Ördeği" yemeden olmaz deyip oranın en meşhur lokantasına gittik. Bizi eşimin temsilcisi olduğu firmanın yetkilileri götürdüğü için onlar önceden rezervasyon yapmışlar aksi halde 2-3 gün öncesinden rezervasyon yapılması gerekiyormuş. Harika lezzette ördek yiyip oradan da meşhur bir "Ayak Masajı Salonu" na gidip bütün günkü yorgunluğumuzu orada bıraktık.











Sonraki güne "Yasak Şehir" i gezerek başladık. Önce inanılmaz büyüklükteki "Tiananmen Meydanı" na geldik. Burası dünyanın en büyük meydanıymış (tam 40 hektar!!...). Yasak Şehri gezerken hem Çin Hanedanının ihtişamını hem de işgalci İngilizlerin Hanedan hazinelerini nasıl tarumar ettiğini gördük.


Tüm Çin seyatimiz boyunca en çok dikkatimi şunlar çekti;


1- Amerika'dakinden herhalde daha fazla "Starbucks". Hemen hemen her köşebaşında vardı.

2- Mc Donalds, Pizza Hut ve KFC'nin en büyük lokantalarına sahipler. Aynı Starbucks gibi bu 3 marka da her yere yayılmış.

3- Özellikle Pekin'de kimsesiz Çinli çocukları evlat edinen Avrupalı ve Amerikalı aileler dolu. Gözlerime inanamadım!... Sanki "evlat edinme turları" düzenleniyor. Her yerde kucaklarında Çinli bebekler olan yabancı turistler var. Devlet de bu evlat edinme olayını destekliyormuş!!...

4- Bu çok ilginç!... Çinli bebeklere giydirdikleri tulum ya da pantalonları ağ kısımları dikili değil biliyor musunuz! Yani bez pek kullanmıyor saldım çayıra yapıyorlar...

5- Tuvalet konusuna hiç girmeyeyim. Şu kadarını söyleyeyim, şehirlerarası yollarımızdaki benzinci tuvaletlerini öpüp başımıza koyalım!...



Şimdilik bu kadar... Bir sonraki yazımda da XİAN ve ŞANGAY'ı anlatırım...

11 Kasım 2007

BİLİN BAKALIM BUNLAR NE?...

Bu yaz uzun zamandır planladığımız Çin seyahatimizi gerçekleştirdik. 12 gün içinde Pekin, Xian, Şangay ve HongKong'u gezdik. Kısa sürede yoğun bir gezi oldu ama her açıdan ilgi çekiciydi. Ara ara bu gezimle ilgili notları sizlerle paylaşacağım ama önce yukarıdaki resimdekileri sizlere anlatayım.
Malum Çin deyince insanın aklına ilk önce "çay" geliyor değil mi? Tüm seyahatimiz boyunca çeşit çeşit Çin çayı içtik. En çok da "yasemin" çayını sevdim.

Bu gördüklerinizi ise suya attığınız zaman aynen şöyle oluyorlar;
Lezzeti de görüntüsü gibi harika!...

Bunun 1 tanesinin üstüne gün boyu sıcak su koyup içiyorlar, kokusu da tek kelimeyle muhteşem...

Akşamları çay içmeyi sevmeyen benim için hoş bir alternatif oldu bu bitki çayları...



22 Kasım 2006

ALAMANYA ... ALAMANYA !...


Eveeet... işte son Berlin maceramız!!...

Posta İdaresi hem beni hem de Serap'ı mahcup ederek 3 günde getirdi CD'yi. Ama benim oturup bu yazıyı yazmam ancak gerçekleşti!!...

Ben çocukken dayımların orada yaşaması nedeniyle neredeyse 2 senede bir Almanya'ya giderdik. Daha doğrusu bir sene onlar gelirdi bir sene biz giderdik. Ama Berlin'e değil, Iserlohn diye küçük bir kasabaya. Biz çocuklar, 5 kişilik bir çete halinde dolaşırdık!.. Accaip eğlenirdik :) tam anlamıyla sokak çocuğu olurduk anlayacağınız!...

Ama büyüdükçe Almanya'nın ne kadar sıkıcı bir yer olduğunu keşfetmeye başladım tabii. Adamların sokakları 19.30 dediniz mi boşalıyor!... Sokakta yürürken sadece kendi ayak sesini duyuyor insan... Sonra diyelim ki günlerden Pazar ve sizin ekmeğiniz bitti... İmkanı yok açık bir yer bulamazsınız!!... Yani akraba ziyareti olmasa pek de gidilecek bir yer değil!...

Ancaaaaak ne zaman ki Serap'lar Berlin'e taşındı ben de o zaman her yerini keyifle gezdiğim bir Dünya Şehri'yle tanıştım... Gezilecek o kadar çok yeri var ki bu şehrin, o kadar gitmeme rağmen hala bitiremedim!...


Her Avrupa şehrine gittiğimde büyük bir keyifle ve biraz da kıskançlıkla bakmaya doyamadığım eski mimariye sahip binalardan burada da bolca mevcut.

Yukarıdaki resimlerin büyük bir çoğunluğu Müze Adası denilen bölgede çekildi. Bergama Müzesi hariç hemen hemen tüm müzelerine gittim. Bergama'yı da protesto ettiğim için görmedim. Yurtdışındaki müzelerde Türkiye'den kaçırılan eserleri görünce accaip sinirleniyorum da!... Ama oğlumla eşim gittiler. Bartu öyle bir anlattı ki bir daha ki sefere gitmem farz oldu. Artık sinirlerime hakim olmam gerekecek...

Biliyorsunuz Berlin'de bir KÜÇÜK TÜRKİYE var!.. Doğu Batı ayrımı varken Doğu sınırının kıyısına Türkleri yerleştirmiş Almanlar. Sonra duvarlar yıkılıp da her iki yaka da birleşince kalmış mı Kreuzberg şehrin tam ortasında!!... Eeee kaderin cilvesi işte...


Bunlar gibi o kadar çok örnek var ki bu semtte. İnanmayacaksınız ama yazlık sineması, pazarı, kuyumcusu, mısırçarşısı bile mevcut!...

Hani Almanlar diyor ya " 10 senedir burada yaşayıp tek kelime Almanca bilmeyenler var" diye... Adamlar haklı!... Burada yaşarken Almanca bilmenize gerek yok ki. Sokak afişleri bile Türkçe!...

Doğu Berlin - Batı Berlin demişken adamların hala duvar parçaları sattığını söylesem!... Artık hangi boyalı duvar parçası bilemeyeceğim ama?!...


Eskiden sınır böyleymiş!...

Hani filmlerde izlerdik ya!... Her iki tarafın casuslarının değiş tokuş edildikleri nokta...


Şimdi böyle poz veriyorsunuz Checkpoint Charlie denilen bu noktada!... Batı tarafına bakan yönde kocaman bir Doğu Alman askerinin resmi, doğuya bakan yönde ise bir Amerikan askerinin resmi var. Bu arada şu Amerikan askeri gibi poz veren Almanla resim çektirmek de paralı!... 1 €... (Paralı resim çektirdik demişken birşeyi belirtmeden duramıyacağım; Berlin'de hangi alışveriş merkezine giderseniz gidin aynı eskiden Türkiye'de olduğu gibi kapıda tuvaletçiler var!.. Yani buralar da paralı...)

Altta kalan resimde de Bartu ile babasının tam duvarın eskiden olduğu yerdeki ayaklarını görüyorsunuz. Bartu Doğuda babası da Batıda!...


Bu da Berlin'deki Soykırım Anıtı!... Labirent gibi yapmışlar, yükseklikler de değişiyor. Yani aralara girip kaybolabilirsiniz!...

Sokaklarda yürürken bile soykırım izlerini görebiliyorsunuz. Kaldırımları üzerinde küçük yazılar var. "Bu evde oturan kişiler şu tarihte öldürülmüşlerdir" diye... Altında da kişilerin adları ve doğum tarihleri var.

Bu kocaman top en çok Bartu'nun hoşuna gitti...

Tepesine tırmanmayı beceremeyince her tarafından resim çektirdi!...

Avrupa şehirlerinde en çok hoşuma giden şey, en umulmadık yerde karşınıza çok ilginç heykeller çıkabiliyor!...

Yani "...tükürürüm böyle sanatın içine..." diyenler yok!..

Hazır Bartu bu koca topla oynarken biraz romantik takılalım demiştik canım kocacımla ama resmin sağ alt tarafında da görebildiğiniz gibi Bartu bey bizi görür görmez canhıraş koşmaya başlayıp aramıza giriverdi!...

Kreuzberg diyip bu resmi koymamak olmazdı!...

Ne ilginç bir fikir değil mi?

Tam yazımı bitiriyordum ki aklıma geldi.

Serap'cım hani buz hokeyi maçının resimleri? Onlar çıkmadı CD'den...

Evet, hayatımda ilk kez bir buz hokeyi maçına gittim. Hem de VIP girişinden (sağolsun kuzenler!)...

Walla heyecanlı bir maçtı ama hiç kavga çıkmaması bir hayal kırıklığı yarattı doğal olarak!... Adamlar sakin sakin oynadılar. Hiç bizim televizyonda yada filmlerde izlediklerimize benzemiyordu...

13 Kasım 2006

TATİL DÖNÜŞÜ....

Bayram tatili biteli epey oldu ama ben anca sizlere yazabiliyorum... Ama bir eksikle!!...
Tatil fotoğraflarım yok!!!...
Evet arkadaşlar, ne yazık ki bu Berlin seyahatimde fotoğraf makinemi unuttum:(
İmdadıma kuzenim SERAP'ın fotoğraf makinası yetişti ama çektiğim resimleri mailla göndermek uzun olunca Serap'da CD'ye çekmiş ve postayla göndermiş.
Biz de bekliyoruz...
Artık ne zaman elime geçerse sizlerle paylaşacağım...

Ama öncesinde her Berlin seyahatimde uğramadan duramadığım
BAHLSEN fabrika satış mağazasından aldıklarımı sizlere gösterebilirim.

Bunlar aldıklarımın birkaçı!!...

Satış mağazasının bulunduğu sokağa girdiğiniz anda muhteşem bir koku yayılıyor etrafa. Bir de bunun üstüne kahve kokusunu düşünün!!... Evet Bahlsen fabrikasının hemen yakınında bir de kahve fabrikası var!!... Daha mağazaya girmeden kendini kaybediyor insan... Tabii bir de fiyatların burada satılan Bahlsen ürünlerinin 1/4'ü kadar olduğunu söylersem...

Sonra bir de bunlar var...

Üstteki yenilebilir kağıtmış arkadaşlar!!...

Serap gösterdi, alltaki harfli süslerle beraber hemen aldım :)

En kısa zamanda bir deneyip sizlerle paylaşacağım...

Sonra bir de bu alet var...

Merak ettiniz di mi?...

Bu bir ETİKET YAZMA aleti arkadaşlar...

Benim gibi baharat canavarıysanız ve de kavanozlarda şekilsiz olan etiketlerden hoşlanmıyorsanız bu alet tam size göre...

Böyle bir aleti bulduğum için accaip sevindim!!...

İlk fırsatta tüm kavonazları elden geçireceğim :)

Bu arada tatilden resimler olmadan döndüm ama onun yerine bir misafir getirdim oralardan. Serap'ın büyük kızı bizim orada olduğumuz günlerde sürekli Hukuk Fakültesi bitirme sınavlarına girip durdu. Kızcağız 2 haftada tam 45 saat sınava girip epey yorulduğu için annesi ve babası sürpriz yapıp onu bizimle 1 haftalığına İstanbul'a gönderdiler :))

Gezmeyi ve ALIŞVERİŞ yapmayı çok seven bir çift hatun olarak tahmin edebileceğiniz gibi İstanbul kazan biz kepçe dolaştık durduk.

Hatta Almanya'dan başka bir arkadaşımızın da İstanbul'da olmasını fırsat bilip onlara İstanbul'un iki farklı yüzünü görebilecekleri bir gezi bile yaptırdım!...

Sabah önce Eminönü ve Mısır Çarşısı ile başlayan turumuz Kapalıçarşı ile devam etti. Kapalıçarşı içinde epey dolaştıktan sonra Divan Cafe'de kahve içtik.

Sonraki durağımız Nişantaşı'ydı....

Arjantin'li olan arkadaşımız gözlerine inanamadı. Havanın güzel olmasıyla bütün o sosyetik hatunlar sokaklara doluşmuş!!.... Beymen'de oturduğumuz süre boyunca nereye bakacaklarını şaşırdılar...

Sabahtan türbanlı ve (ne yazık ki) çarşaflıları görüp, öğlenden sonra dergilerden fırlamış hatunları görmek Arjantin'li arkadaşımızı epey bir şaşırttı!!...

Bayram sonrası 1 hafta da böyle geçti ve geldi oğlumun Yunanistan gesizi. Oğlumun gittiği okul yaklaşık 5-6 senedir her sene 5.sınıf öğrencilerini 10.Kasım tarihinde Selanik'e götürüyor. Bu sene de bizim sıramız geldi. Daha önce de defalarca okul gezisine çıkmış olmasına rağmen ilk defa bizden ayrı yurtdışına çıkıyor olması ve de bizim görmediğimiz bir yere gidiyor olması nedeniyle epey heyecanlıydı.

Şanslarına orada oldukları 4 gün boyunca hava çok güzeldi. Önce Edirne'yi gezip ardından Kavala'ya geçtiler. Geceyi orada geçirdikten sonra Selanik'e gelip 10.Kasım'da ATA'mızın evinin bahçesinde harika bir konser verdiler (ben orada değildim ama okuldaki provalarını gözlerim dolu dolu dinledim!!...). Sevgili öğretmenimiz de çocuklarımızın konserinden sonra bizlere çok güzel bir mesaj gönderdi ve "...çocuklarımız çok güzel bir konser verdi. Biz çok gururlandık, sizler de çocuklarınızla gurur duyun" dedi.

Cumartesi günü Gümülcine ve Dedeağaç'ı gezerek geri geldiler. Tabii ki hepsi çok yorgundu ama çok da eğlenmişlerdi.



Yukarıdaki çörekleri de oğlum getirdi. Sanırım CRYSTAL bahsetmişti bu çöreklerden... Muhteşem bir lezzet, harika bir tad... Yemeye doyamıyoruz!!...

Yunanistan'da yaşayan blogger arkadaşlar... Sevgili EVCİLKEDİ den Tülin, sevgili KOMŞUDA PİŞER BİZE DE DÜŞER'den Papatya... bunun tarifini biliyorsanız bizimle paylaşın olur mu?

Bu yazıyı yazarken bir taraftan kahvemi içiyor bir taraftan da çöreklerimi yiyiyorum :)

Eveeet....

Bu da son keşfim...

Akşamları mutlaka içiyorum...

İçinde neler yok ki;

Mate yaprağı (?), rooibos,nane, adaçayı yaprağı, ginseng kökü, kakule meyvesi, zencefil kökü, tarçın kabuğu, kişniş meyvesi, limon mersini,karanfil çiçek goncası...

Tam kış akşamlarına göre anlayacağınız...

Epey uzun bir yazı oldu, şimdilik bu kadar!!...