DENİZ....
KUM.....
BOL BOL GÜNEŞ.....
1 hafta yokum arkadaşlar :))
Bronz bir tenle!... döndüğüm zaman görüşürüüüüüüüüüüüz!!.....


Açılış gecesine ait bir yemek daha....
Malzemeler:
1/2 paket burgu makarna
2 adet kırmızı dolmalık biber
2 adet sarı dolmalık biber
Ufalanmış beyaz peynir
Fesleğen
Ceviz
Yapılışı:
Önce biberleri közleyip, kabuklarını soyuyorsunuz. Sonra ince ince doğruyorsunuz. Haşladığınız makarnaların içine biberleri, peyniri ve cevizi karıştırıp tuzunu ve yağını ekliyorsunuz. Fesleğen yapraklarını da ekleyip afiyetle yiyiyorsunuz :)


Eveeeet.... Sizleri bilmem ama 1 ay boyunca biz futbolla yatıp futbolla kalkacağız !!!.... Evin 2 erkeği de futbol düşkünü olunca başka bir alternatif kalmıyor bana. 2002 Dünya Kupası güzeldi. Eeeee ne de olsa Türkiye'de katılıyordu :) Bizim oynadığımız maçları kaçırmadığım gibi üçüncülük kutlamaları için Taksim'e bile gitmiştik. Bartu o zaman İngiltere takımından Owen'ın hayranıydı, saçlarını kestirdiğimizde kendisini ona benzetip dururdu :)
Neyse, bu maçlar açıkcası hiç ilgimi çekmiyor. Ama biz Cuma günü evimizde de bir Dünya Kupası açılışı yaptık!!...
Önce açılış gösterileri izlendi, sonra eşimin çocukluk arkadaşı Levent'in de gelmesiyle maç heyecanı başladı. Ben de atmosfere uygun yiyecekler hazırlayarak ortama ayak uydurmaya çalıştım:)
Yukarıda resmini gördüğünüz BAHARATLI KURUYEMİŞ'i de ilk defa denedim ama en çok bu beğenildi. Özellikle fırından çıkardıktan sonra ılık ılık hali inanılmaz lezzetliydi....
Nasıl mı yaptım?!...
500 gr. kuruyemiş (ben cashew ve fıstık kullandım) , kavrulmamış olmalı...
1/2 tatlı kaşığı kimyon
1/2 tatlı kaşığı kişniş
1/2 tatlı kaşığı toz sarmısak
1/4 tatlı kaşığı kırmızı biber
1/4 tatlı kaşığı zencefil
1/4 tatlı kaşığı tarçın
2 çorba kaşığı zeytinyağı
Bir tavaya zeytinyağını ısıstıp, kuruyemiş hariç tüm malzemeleri koyarak 2 dk. karıştırıyorsunuz. Sonra ocaktan alıp kuruyemişleri iyice karıştırıyorsunuz. 200 dereceye ısıttığınız fırında 15 dakika pişirip, çıkarınca da üstüne tuz serpiyorsunuz. Ancak fırında tüm kuruyemişlerin iyice kızarması için arasıra karıştırmayı ihmal etmeyin.

Bu yemeği annemler Samsun'a taşındıktan sonra öğrendim. Aslında sadece fasulye ile değil birçok sebze ile yapıyorlar. PEYNİR GEMİSİ'nden Sevgili Elvan pırasalı ve karalahanalısını yazmıştı, ben de fasulyelisini yazayım dedim.
Taze fasulyeleri ayıklayıp büyüklüklerine göre 2 ya da 3 parçaya kesiyorsunuz. Yemeklik doğradığınız soğanları zeytinyağında kavurup içine fasulyeleri ekleyip kavurmaya devam ediyorsunuz. Sonra 2-3 rendelenmiş domatesi ilave edip tuz, karabiberle hafif pişiriyorsunuz (fasulyeler ne çok yumuşak ne de sert olmalı, çünkü pilavımızla da pişecek!!...).
Ben yazın bu şekilde hazırlayıp, birer ölçü torbalayıp derin dondurucuya kaldırıyorum. Sonra kışın canımız istediğinde dondurucudan çıkarıp, aynı ölçü pirinç ile birlikte aynı pilav yapar gibi pişiriyorum (fasulye ile pirincin ölçülerini aynı kullanıyorum ama isterseniz fasulyenin miktarını arttırabilirsiniz).
Bir de eğer daha önceden pişirdiğiniz sade pilavınız varsa fasulyeleri iyice pişirdikten sonra her ikisini birleştirebilirsiniz de...
Aaaaa... bir şey unuttum. Bu yemek bol karabiberle çok lezzetli oluyor aslında. Ben Bartu çok sevmediği için fazla koyamadım :(
Şimdi gelelim sevgili arkadaşım Dilek'in bizim için hazırladığı harika kahvaltı sofrasına....
Çok keyifle ve zevkle hazırlanmış bu sofrada ki ufak detayları sizlerle paylaşmak istedim!!..
Laleli şekerlikteki bademler ve kahve fincanları hediye olarak gelmişti ama ben onlarında resmini eklemeden duramadım. Ne güzel görünüyorlar değil mi?...
Barcelona denince ilk akla GAUDİ geliyor elbette!!... Adamın yaptıklarına bakmaya doyamıyor insan....
Mesela yukarıda 3 resmi görülen "Casa Mila - La Pedrera"....
Bu bina 1906 ve 1910 yılları arasında Gaudi tarafından yapılmış. Gaudi'nin Sagrada Familia'ya adamadan önceki son çalışmasıymış. Katalan dilinde La Pedrara, taş ocağı demekmiş. Sekiz katlı bu apartman köşedeki iki yuvarlak avlunun etrafında tasarlanmış. Bodrum katında şehrin ilk yeraltı otoparkı yapılmış. Binanın dış cephesinde akdenizin dalgalarını anlatmış Gaudi. Balkon demirlerini tasarlayan Josep Maria Jujol ise dalgalara benzeyen beyaz taş duvarların arasındaki yosunları anlatmış. Bu arada binanın hiçbir yerinde düz duvar yok biliyormusunuz?!!...
SAGRADA FAMİLİA....
Gaudi'nin insanın gözünü alamadığı bir başka eseri...
Avrupa'nın en sıradışı kilisesi olan TEMPLE EXPİATORİ DE LA SAGRADA FAMİLİA kendine has özellikleri ile şehrin simgelerinden biri olmuş. Bu kilisenin hikayesi de çok ilginç.
Bölgede yapılması planlanan Neo Gotik kilisenin inşasına başlandıktan bir yıl sonra, 1883'te görevi devralan Gaudi doğaçlama bir şekilde her şeyi değiştirmeye başlamış; hayatının işi haline gelen eser için 16 yıl boyunca bir münzevi gibi inşaat alanında yaşamış.
Kilisenin kriptasına gömülen Gaudi öldüğünde sadece İsa'nın Doğumu cephesindeki tek bir kuleyi tamamlayabilmiş!!...
Yetkililer, bugün inşaatı halen devam eden kilisenin bitmiş halini 20 sene sonra görebileceğimizi belirttiler.
Aslında anlatacak o kadar çok şey var ki....
Resimleri beğenen arkadaşlar, mutlaka gidin görün derim sizlere!!...
Aaaaa.... oralara gidip PAELLA yemeden olmaz tabii... Biz de yedik elbette. Sırayla her türlüsünü denedik.
Son bir resim de La Rambla'daki bir pastaneden. Dükkanın dışı o kadar güzeldi ki resmini çekmeden duramadım!!...
Eveeeet....
Barcelona olayını bitirdim artık. Bu haftasonum çok yoğun geçecek. 2 düğün, 1 toplantı var katılmamız gereken. Bu arada tarifler de birikti elimde, hafta başı söz sıra bunlara gelecek :)
Burası, MERCAT DE SANT JOSEP ya da daha çok bilinen adıyla "La Boqueria". Barcelona'nın en renkli sebze-meyve ve de balık pazarı.
Bu pazar La Rambla'nın üzerinde, Avrupanın en büyüklerinden birisi.
Neler neler vardı anlatamam!!...
Bildiğimiz, tanıdığımız meyvelerin yanısıra ilk defa gördüğümüz, tadına bakmadan da duramadığımız meyveler de vardı.
Fiyatlara gelince... inanın bazı ürünler Levent pazarından ucuzdu!!!..
Resmin sol altında çilek ve muzu gördünüz mü?... Çileğin büyüklüğü, muzun küçüklüğü tamamen gerçek boyutları!!....
Bu arada "Diego i Nuri" tükanına dikkatinizi çekerim... Adam pazarın içinde zincir mağazalar açmış neredeyse. Türk mü çok merak ettik doğrusu!...
Bu kadar güzel meyve resminin yanında biraz da deniz ürünleri göstermem lazım.
Ben hayatımda bu kadar değişik çeşitte böcük görmedim, duymadım ama resimlerini de çekmeden duramadım!...
Burası kaldığımız otelin çok yakınındaydı, hemen hemen hergün uğrayıp bol bol taze meyve yedik.
Bartu bile gaza gelip, hayatta ağzına alacağını düşünmediğim meyvelerin tadına baktı biliyor musunuz?

La Rambla üzerinde görülecek bir çok yer vardı.
"Plaça de la Boqueri"...
Bu meydanda Miro'nun 1976 yılında yaptığı mozaik zemin ve eski bir şemsiye dükkanı için yapılan Art Deco tarzı ejderha var...

Barcelona dendiğinde önce Gaudi geliyor insanın aklına elbette, ama bütün binalar öyle güzelki!!...
Akdeniz ülkesi olduğu için hepsinde mutlaka balkon var. Eski binalarda bu balkonlar pek büyük değil ama değişmeyen şey şu ki hepsinde mutlaka çiçek var, hem de bir sürü. Öyle ki bazı küçük balkonlara çiçekten çıkamaz olmuşlar...


Atlarla yapılan çok hoş bir gösteriydi. En çok GELİN'i sevdim...
Atın üstünde bir gelin, yaklaşık 5 metre uzunluğunda bir duvak, duvağın ucunda 2 tane uçan balon ve pistin etrafında koşuyor. İnanılmaz bir görüntüydü!!... Kız atı koşturdukça duvağıda arkasından uçuyordu...
Topluiğne bak İstanbul'daki düğünde seni damada böyle gönderebiliriz, ne dersin?...
Sabah erkenden kalkıp havaalanına gittik, CIP'de güzellce kahvaltımızı ettikten sonra kocacım beni Swarowski mağazasına götürdü.
Hani KRİSTAL YILIMIZ ya... Oradan çok güzel bir kolye ve küpe aldık :)
Neyse... uçağa binme zamanı geldi ve biz kalktık. Uçağın içine girdik, bir iki adım atmıştık ki annem "merhabaaaa, biz buradayız!!.." diye bağırdı bana, yanında da babam. Sonra sağıma bir baktım, sevgili kayınvaldem de uçakta.
Ben tabii kısa süreli bir şok yaşadım, çünkü hiçbirinden haberim yoktu. Hatta planda canım kuzenim Serap ve Yılmaz abinin de bizi otelde karşılaması varmış ama ne yazık ki gerçekleşemedi :(
Yaaa böyle işte...
Ben, Barcelona sürprizini önceden anladım diye sizlere anlatırken daha öğrenemediğim sürprizler de varmış!!...
Barcelona'ya indiğimizde güzel bir güneş karşıladı bizi. Pasaport kontrolünde de öyle Almanların ,Fransızların yaptığı gibi abuk subuk sorular sormadan çabucak geçtik. Taksilere bindik ve otelimize geldik. Hemen odalara yerleşip Barcelona'nın en hareketli caddelerinden biri olan (otelimizin de bulunduğu cadde) La Rambla'dan sahile doğru yürümeye başladık.
Bu caddede yürürken bir çekirdeğimiz eksik diye düşündüm:) aynı bizim sahil kasabalarında akşamları ailecek yürünülen caddeler gibiydi. Ne isterseniz var, anlayacağınız!!...

Bir kere bolca hediyelik eşya ve gazete satan büfeler vardı sıra sıra. Sonra 10 adımda bir yukarıda resimlerini gördüğünüz tek kişilik gösteriler yapan (tabii para atarsanız!!..) insanlar ve de bolca çiçekçi ile evcil hayvan satan!! dükkanlar vardı.
Bu arada bu La Rambla dedikleri yol iki tarafı da koca koca ağaçlarla kaplı çok güzel bir yol!!...
Biz böyle bir sağa bir sola bakarak yürürken limanın oraya Kolomb anıtına kadar geldik. Etrafımıza şöyle bir baktık ki her taraf ana baba günü, ellerinde BARCELONA takımın bayrakları olan bir sürü insan.
Bir gün önce Barcelona'nın Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olduğunu biliyorduk ama kutlamaların ortasına düşeceğimizi tahmin edememiştik doğrusu!!!..

Benim iki erkeğim Fener'in şampiyonluğunu kutlayamadı ama Barcelona'nın kine yetişti walla!!...
Bir saate yakın bağırıp çağırıp, bayrak salladıktan sonra limanda yemek yiyelim dedik.

Görüğünüz gibi açılışı deniz ürünleri ile yaptık ve şahsen ben dönene kadar sürekli bunlardan yedim!!!...
İlk günümüz böyleydi, devamı yakında!!...
PS: Mimar olan yada olmak üzere arkadaşlara tek tavsiyem bu şehri mutlaka ama mutlaka görün. Sonraki yazımda ekleyeceğim resimleri görünce bana hak vereceksiniz!!!..
Sizlerin de bildiği gibi geçtiğimiz günlerde evimizde bir tadilat olayı yaşadık. Bu tadilat sırasında hazır el değmişken değiştirelim diyerek misafir tuvaletimizin lavobosunu yenileyip bir de dolap ekledik. Tabii ki IKEA'dan!...
Bilenler bilir (bknz:Topluiğne), buradan aldığınız herşey demonte geliyor, her bir parçasını siz yapıyorsunuz. Neyse efendim, biz bi güzel bu iki dolabı monte ettik.
Sonra , oturma odamıza da televizyon dolabı, yanına da bişeyler alalım diye tekrar gittik veee 3 dolap 1 TV altlığı ile döndük. Tabii ki demonte!!...
Bunlara ilave olarak 1 şifoniyer veeeee bahçe takımı yaptık!!!...
Bahçe takımı hafife almayın ama, 1 masa, 2 koltuk, 1 kanepe ve 1 şezlong....
Yani Topluiğne'ciğim, İkea'dan alacağın başka şeyler varsa öyle marangoz felan çağırma ben hemencecik gelirim bak!!... Sen yeter ki telefonunu doğru ver :)

Çok çalıştım çooooooooooook.......
Önce geçen haftasonu Pazar kahvaltısı için gittiğimiz Dalia'dan bahsetmek istiyorum. Kilyos'un koylarından birinde harika bir balıkçı!!... Ama biz bu sefer kahvaltısını denedik. Hava açık ama serince...
Masamızda her türlü lezzet...
Uzuuuuuun uzuuuuuuuun yedik, sonrasında da yürüyelim dedik ama çimlerin üstünden kumsala bile inemedik :(

Sonraaaaa... bugün pazardan alıp annemle hemen pişirdiğimiz turp otu ve ebegümeci ile yaptığımız börek var!!...
Eve gelince aldığımız otları hemen haşlayıp, soğanla kavurdum. Dörde böldüğüm yufkaların geniş ucuna iç malzemesini koyduktan sonra kenarlarını kıvırmadan rulo yapıp kendi etrafında çevirerek tepsiye yan yana dizdim.
Sonra başka bir kabın içinde hazırladığım yumurta, yoğurt, zeytinyağ karışımını böreklerin üstüne döküp, 1 saate yakın beklettikten sonra fırında pişirdim.
Sarmısaklı yoğurt ve salçalı sosla servisimi yaptım.
Aslında yaptığım Sosyete Mantısı'nı kıyma yerine otlarla yapmak oldu!!..
Denerseniz afiyet olsun :)

Hava da harikaydı, yemekler de....
Başkaaa....
Aaaaa.... ben size çiçeklerimin resmini göstermeyi unuttum!!...

Geçen sene yaz sonu Almanya'dan bir sürü lale ve fulya soğanı alıp kışın ekmiştim.
Nereden bilebilirdim ki İstanbul'un dört bir yanının lale ile dolup taşacağını!!...
Her neyse benimkiler de terasımda açmaya başladılar. İnanılmaz mutlu oldum.
Eeeee... hayatımda ilk defa ektiğim bir bitki çiçek verdi de...
Efendim biz evimize bundan 6 sene önce taşındık, ilk oturan da biziz. Satın aldığımızda sadece mutfak dolapları ve merdiven trabzanını yaptırıp hemen yerleşmiştik.
Amma.... su tesisatımızı da kontrol etmemiz gerekiyormuş meğerse :(
Salı gününden beri evimin bilimum duvar ve zemini kırılmış, oradan buradan borular çıkmış durumda...
Durumumuzu şöyle de açıklayabilirim;
* tuvaleti ancak sabah ve akşam kullanabiliyoruz,
* tek kullanabilir durumdaki lavabomuz mutfakta, onun da kullanım saatleri sabah ve akşam!!..
* Essporto'ya hiç bu kadar sık gitmemiştik herhalde, ma'aile orada yıkanıyoruz artık!!...
Neyse, sanırım Cumartesi itibarıyla ustaları gönderebilmiş ve normal koşullarımıza dönmüş olabileceğiz!!...
Eveeet, şimdi gelelim sevgili İpek'in katıldığı KERMES'e...
Pazartesi sabahı erkenden kermese gittim arkadaşlar. İpek'i de hiç zorlanmadan buldum, biliyormusunuz?!!...
Tam da tahmin ettiğim gibi sıcacık bir gülümsemesi var çünkü :)
Bu arada yeni yaptığı ciciler de bir harika!!..
Kahve sözünü unutmadım İpek'cim!!....
Benim canım kuzenim, harika aşçı Serap'ım "BİR TATLI SERAP" ile taaaa Almanya'dan aramıza katılıverdi.
Kendisi de yazmış ya, sadece yemek kitabı 85 tane olan birisinden harika tarifler alırız artık, ne dersiniz?!....

Ne yazık ki malzemeler göz kararı :(
Bu tarifi bana Samsun'daki bir balıkçı vermişti ve demişti ki tüm malzemeleri karıştıracaksın ve kıvamının, un helvası gibi olmasına dikkat edeceksin!!...
Gelelim malzemelere;
mısır unu, zeytinyağı, sıcak su ve tuz...
Bunlar karıştırılıp, zeytinyağı ile yağlanmış tavaya ince bir tabaka halinde yayılır ve hafif ateşte her iki tarafı da pişirilir. İkram etmeden önce sıcakken üzerine tereyağ parçaları konur.
GÜNEYDOĞU ANADOLU MUTFAĞINDAN PASTIRMALI HUMUS:

1 bardak haşlanmış, kabukları soyulmuş nohut
2 diş ezilmiş sarmısak
1/2 limon suyu
4 çorba kaşığı tahin
Zeytinyağı ve tuz
Nohutları püre haline getirdikten sonra içine diğer malzemeleri de ekleyip yumuşak bir kıvam elde ediyoruz. Başka bir yerde kızarttığımız pastırmaları humusun üzerine yerleştirerek afiyetle yiyiyoruz :)

Bunu dışında , mümkün olduğu kadar sokağa çıkmasına izin veriyoruz. Oturduğumuz site nedeniyle parkta oynayabiliyor. Özellikle yazın neredeyse tüm öğlenden sonrası parkta geçiyor. Bisiklete ise anneanne yada babannesinin yazlıklarında binebiliyor.
Enerjisini oynayarak sokakta çıkarmasını sağlamaya çalışıyoruz. Artık havalar ısınmaya başladığı için haftasonları da sokak keyfi yapabilecek:)
Aaaaa birşey yazmayı unuttum, evet artık yatarken ona kitap okumuyorum ama sevgili anneannemizin alıştırdığı bir sırt kaşıma olayımız var ki... dakikalarca sürüyor!!... Sanırım bunu bırakmaya hiç niyeti yok :((
Bu arada Banu artık yazmayacakmış, çok üzüldüm :( 2 gündür belki vazgeçmiştir diye sayfasına girip duruyorum ... ama yok!!...
Hem gazetelerde okuduğum hem de bloglar arasında sıkça bahsedilen Arzu Aygen-Ülfet Aygen'in "Beyaz Unsuz Şekersiz Hamur İşleri" kitabını nihayet alabildim.