24 Mart 2006

İSTANBUL GEZİLERİ!!...

Bildiğiniz gibi daha önce sizlerle paylaşmaya çalıştığım bir Kapalıçarşı gezim vardı ve fakat yemeklere kendimi kaptırdığım için (evet itiraf ediyorum Livvarcin!!!...) tüm resimleri çekememiştim.

İşte sizleri bu görüntülerden mahrum bırakmamak için kendimi feda ederek!! tekrar bir Kapalıçarşı yolculuğu yapıp eksik tüm resimleri çektim arkadaşlar. İnanın Havuzlu Restoran'da yediğimi menüyü bile değiştirmedim :))

Ama öncesinde daha önce uğramamış olduğum Fess Cafe'de kahve, pardon sahlep içtim. Yanında da çok lezzetli bir acıbadem kurabiyesi ile...

Sonra biraz dolaşıp, ufak tefek alışverişler yapıp Havuzlu Restoranın yolunu tuttum. Yukarıda da dediğim gibi daha önceki menünün aynısını isteyip tek tek resimleri çektim.
Yediklerimin lezzeti yine muhteşemdi!!...

Geçenlerde de İstanbul'un sıcak bir gününden faydalanarak bir de İstiklal Caddesi gezim oldu.

Sabah Gloria Jeans'de güzeeel bir kahvaltı yapıp (bak Livvarcin sen söylemeden yazayım, karnımı doyurmadan resim çekmek aklıma gelmediği ve sonrasında da resim çekecek bir şey tabağımda kalmadığı için bunların da resimleri yok!!...) Tünel'e doğru yürüdük arkadaşım Dilek'le.

Yürürken tüm eski binaları durup,dakikalarca seyretmeyi ve yorum yapmayı ("ah çok paramız olsa ,burayı alsak, restore edip otursak....") da ihmal etmedik. Gerçi bizi dışardan seyreden birisi ne yaptığımızı merak etmiştir ama öyle güzel yapılar var ki insan daha da ayrıntılı incelemek istiyor.

Neyse, Tünel'i geçip doğru Galata Kulesi'ne geldik. 10 yıldır İstanbul'da olmama rağmen daha önce yakınına bile gidememiş olduğum Galata Kule'sinin tepesine bu sefer çıktım.


Manzara inanılmazdı. Tam biz yukarıdayken öğlen ezanı okunmaya başladı. Muhteşemdi!!!.....

Sonra, canımız Türk kahvesi istedi. Nerede içebiliriz diye etrafımıza bakınırken Anemon Hotel'i gördük.

Burası İstanbul'un en iyi manzarasına sahip yerlerinden biriymiş. Hemen terasına çıktık veee çok doğru bir seçim yaptığımızı gördük!!...

Gerçi kahvesi için aynı görüşü paylaşamayacağım ama (telvesi çok fazlaydı, ben de telvesini içemediğim için kahvenin yarısı kaldı!!..), çevremizdeki manzaradan gözümüzü alamadığımız için çok da önemli değildi.

Bu arada burası geceleri ışıklandırılmıyormuş, sadece Galata Kulesi'nin ışıkları ve mumlarla aydınlatılıyormuş. Dolayısıyla da etraf çok daha güzel görünüyormuş, özellikle de civardaki bina kirliliği göze batmıyormuş.

Kahvemizi de içtikten sonra tekrar aynı yoldan geri dönerken acıktığımızı fark edip Asmalımescit'teki House Cafe'de bir mola verdik.

Eveeeet.....

Güneşsiz ama sıcak bir İstanbul gününü de böyle geçirip, evlerimize döndük...

Epey bir yer dolaşmışız di mi?...

20 Mart 2006

SAFRANLI KEK

Bu haftasonu evdekilere birşeyler yapayım derken Dr.Oetker'ın tariflerinden birini denemeye karar verdim.

Safranı daha önce tatlıda hiç kullanmamıştım, annem de biraz kuşkuyla yaklaştı ama herşeyin bir ilki vardır değil mi?...

Şimdi , malzemeleri size yazmadan önce belirtmek istediğim birkaç nokta var.

* Kek malzemelerinin orjinalinden bir değişiklik yapmadım. Eğer ilk deneyeceğim bir tarifse malzemeleri değiştirmeyi sevmiyorum ben.

* Malzemelerde bir değişiklik yapmadım ama ekleme yaptım:)) Evde daha önce yaptığım portakal şekerlemesi vardı, içine biraz ondan kattım.

* Üstünün glazürü için tarifteki pudra şekeri gözüme fazla gözüktüğü için ve de elimde ancak 1 bardak bulunduğu için bu ölçüyle yaptım. Tarifteki 3 çorba kaşığı su az geldi, ben biraz daha eklemek zorunda kaldım. Ama şunu söyleyebilirim ki bu miktarla bile üstü çok tatlı tatlı oldu. Aslında glazürsüz bence daha güzel!!...


125 gr. margarin
1 su bardağı toz şeker
3 yumurta
1/2 çay bardağı süt
2 su bardağı elenmiş un
1 pk. kabartma tozu
1 pk. vanilya
1 çay kaşığı safran
- Fırınınızı 170 derecede ısıtın.
- Yumuşak margarini 5 dk. mikserle çırpın.
- İçine 3 yumurta sarısı, toz şeker, vanilya, süt, un, kabartma tozu, ve safranı tek tek ekleyip her birini 1/2 dk. çırpın.
- Ayrı bir kapta 3 yumurta beyazını kar haline gelinceye kadar 3 dk. çırp ve bunu tahta kaşıkla diğer malzemenin içine karıştır. Ben çırpmadan önce 1 çimdik tuz ekledim ki yumurta kokusunu alsın...
- Yağlanmış kek kalıbında pişir.
- Soğuyunca üzerine glazürünü dökün.
* 1,5 su bardağı pudra şekeri, 3 yemek kaşığı sıcak su ve 1 çay kaşığı safranla karıştırılacak. Ama yukarıda da dediğim gibi glazürdeki şeker bana fazla geldi...
Afiyet olsun!!....

16 Mart 2006

ANNE OLMAK...

Aslında bugün yazmayı planladıklarım çok farklı şeylerdi.

Geçen sefer yiyip de resmini çekemediğim Havuzlu Restoran'ın leziz yemeklerini, halamın taaaa Malatya'lardan gönderdiği İçli Köfteleri ve annemin geçen hafta yaptığı Keşkeki anlatacaktım size.

Ama bu sabah liseden sınıf arkadaşımın gönderdiği bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

Okulu olmadığı için hiçbirimizin baştan öğrenemediği, deneme yanılma yoluyla çabaladığı ama hep en iyisi olmak istediği bir görevimizi anlatmış gönderdiği yazı.

Buyrun;

"OKSİJEN MASKELERİNİZİ TAKIN!!..."

Psikolog Ebru Yilmaz tarafindan kaleme alinan bu yazida bakin neler yaziyor:

Uçaklarda yapilan bir anons vardir. Tehlike durumlarinda oksijen maskesini annelerin önce kendilerine sonra çocuklarina takmalari önerilir. Siradan gibi görünen, belki de defalarca duydugumuz bu anons, aslinda çocuk egitimi ile ilgili çok önemli bir felsefeyi içinde barindirmaktadir. Ögrenilen annelik rolünde çocuk hep önceliklidir. Ama çocugunu kurtarmaya çalisirken, anne kendisini yok ettigini fark etmez çogu kez. Anne nefessiz kalirsa çocugu kurtarma sansini tamamen yitirmis olacaktir.
Elbette ki çocuklarin öncelikli oldugu durumlar olmalidir. Ama bu öncelikler anneyi yok edecek öncelikler olmamalidir. Toplumumuzda annelik rolü ile "saçini süpürge etme" deyimi birlikte düsünülür. Anne kendinden vazgeçip, durmaksizin çocuga bir seyler vermeye baslayinca istemese de, aksini iddia etse de çocuktan beklentisi çok yükselir. Çocuk bu beklentileri bugün ya da gelecekte karsilayamayacaktir. Anne de böylesine vermisken, karsilik alamadigini düsünüp büyük hayal kiriklari ile bas basa kalir. Hepimizin çevresinde, belki çok yakininda çocuklari için gençligini feda etmis anneler vardir. Böylesi bir iliskinin saglikli olmasi beklenemez. Anne çocuklarina hiçbir zaman ödeyemeyecekleri bir borç vermistir. Koskoca bir yasamin bedelini hiçbir evlat ödeyemez. Ömür boyu minnet duyulan bir iliski dogar; ki minnet duyularak kurulmus bir iliski, saglikli bir iliski için hiç de tercih edilen bir biçim degildir.
Ve bir gün gelir, beklentisi su ya da bu sekilde karsilanmayan anne, "senin için neler yaptim der", aldigi cevapsa çok can acitici olabilir; "yapmasaydin..." Aslinda bu cümlenin alt yazisi annenin canini acittigi gibi, çocugun da canini acitmaktadir. Çocuk "Yapmasaydin da beni böyle borçlu birakmasaydin... Yapmasaydin da ben de kendimi daha özgür hissetseydim... Yapmasaydin da benden bu kadar çok sey beklemeseydin... Yapmasaydin da kendimi mutlu ve iyi hissettigim anlarda bu kadar suçluluk duymasaydim..."
Çok can acitici degil mi sizce de? Çevremizde siklikla rastladigimiz, çocuk dogunca hayattan istifa eden anneler vardir. İslerini birakirlar, kendileriyle ilgilenecek vakitleri yoktur, sosyal çevrelerinden yavas yavas izole olurlar, esleriyle iliskileri neredeyse ayni evde yasayan iki arkadas gibidir. Çocugun dogumuyla hayat sanki durmustur. Aradan dört bes yil geçer, artik ufaklik büyümüs ve okul çagina gelmistir. Simdi ne olacak? Haydi, sil bastan mi? Ya da depresyon mu? Bildigimiz bir sey var ki böylesine annelik odakli bir yasamda, çocukla kurulan iliskinin, bir bagimlilik iliskisi olmasi kaçinilmaz.
Kendimize bazi sorular soralim. Bakalim annelik odakli bir yasamimiz mi var:

- En son ne zaman kiz arkadaslarla bulusup, yemege gittiniz?
- En son ne zaman kendi basiniza bir kitapçiya gidip, yeni çikan kitap ve albümlere göz attiniz?
- En son ne zaman esinizle romantik bir aksam yemegi yiyip, el ele sokaklarda gezdiniz?
- En son ne zaman is çikisi arkadaslarinizla bir kahve içtiniz?
- En son ne zaman esinizle bas basa bir tatil yaptiniz?

Bu sorularin yanitlari "çoook uzun zaman oldu, hatirlamiyorum" türündense, anneligi yasayisiniza bir daha bakmak lazim. Eger anne mutluysa çocuk da mutlu olacaktir. Anne mutsuzsa, kisisel birtakim tatminler yasamiyorsa, okudugu çocuk gelisimi kitaplari pek de ise yaramayacaktir.
Kisaca; ögrendiginiz annelik rolüne kendinizle ilgili eklemeler ya da çikarmalar yapmazsaniz, yani kendinizi mutlu kilmazsaniz, bu uzun soluklu yolculukta çabuk yorulmak, hatta bazen de tükenmek kaçinilmaz olacaktir.
Gelelim babalari neden muaf tuttugumuza... İtiraf etmek gerekirse babalar bu konuda annelerden daha iyiler.

Hayat "anne" olmaktan çok baska anlamlar da içerir. "Annelik" en önemlisi olabilir ama asla tek anlam olmamalidir.

14 Mart 2006

BAHAR.....

Hani şu baharı bir türlü getiremiyoruz ya İstanbul'a, geçen hafta Metrocity'de karşılaştım kendisiyle!!...

Öyle güzel süslemişlerdi ki çarşının içini, fotoğraflarını çekmeden yapamadım.....

Her taraf mis gibi kokuyordu...


07 Mart 2006

BENİM DÖRTLEMELERİM....

Sevgili Huysuz beni sobelemişti hayatımdaki 4'ler için;

YAPTIĞIM 4 İŞ
1- İngilizce dersi vermek (üniversite yıllarında)
2- Bankacılık (tam 13 yıl, 4 farklı bankada)
3- Yöneticilik
4- Sanırım Mayıs başından itibaren ev hanımlığı!!...

YAŞADIĞIM 4 YER
1- Ankara
2- Nottingham-İngiltere
3- Erzincan (ben bir asker kızıyım!!...)
4- İstanbul

SEVDİĞİM 4 FİLM
1- Moulin Rouge (bayılıyorum o şarkılara ve elbetteki Nicole Kidman'a)
2- Sliding Doors
3- Like Water for Chocolate (seneler önce New York'da seyretmiş ve accaip etkilenmiştim!!)
4- Noises Off (TV'de seyrettiğimde o kadar gülmüştüm ki odada uyuyan eşim uyanmıştı...)

SEVDİĞİM 4 TELEVİZYON DİZİSİ
1- BBC Prime'daki tüm dekorasyon programları
2- CSI-Miami, Lost,Grey's Anatomy
3- Gilmore Girls
4- Felicity

TATİL İÇİN GİTTİĞİM 4 YER
1- Her sene mutlaka Çeşme/Dalyan, Kuşadası, Samsun
2- Cancun, Meksika
3- Mısır
4- Hemen hemen tüm Avrupa ülkeleri / Fransa, Almanya,Hollanda,İtalya,Belçika,İngiltere,İsviçre
5- GAP gezisi
6- Kemer, Bodrum,Bozcaada,Ayvalık, Fethiye...
7- Amerika / New York, San Fransisco, Miami, Orlando
.... yaaa ben biraz gezmeyi severim de :+

EN SEVDİĞİM 4 YİYECEK
1- Hamur işleri (mantı, kolböreği...)
2- Her türlü etli/zeytinyağlı dolma - sarma
3- Tabii ki çikolata
4- Sushi

HEMEN ŞİMDİ OLMAK İSTEDİĞİM 4 YER
Tüm sevdiklerimle beraber dünyanın neresi olursa olur !!...

02 Mart 2006

KAPALIÇARŞI'DA BİR GÜN...


Dün İstanbul'da güneşli bir sabaha uyandık. Galiba sonunda bahar gelmeye karar verdi :)

Bir önceki gün bloglar arasında dolaşırken Banu'ya özenmiştim doğrusu!!.. Arkadaşlarıyla geçirdiği günü ballandıra ballandıra anlatmış.

Ben de arkadaşlarımla yapacağım Kapalıçarşı gezimizi sizlere anlatmaya karar verdim (nisbet mi yapıyorum ne?!..).

Evet... güneş tepemizde, arabalarımıza güzel bir park yeri bulmuş olarak yavaş yavaş Kapalıçarşıya doğru yürümeye başladık.

Biraz kuyumcu vitrinlerine baktıktan sonra, sabah kahvemiz için kısa bir mola verdik. Gerçi kahve fincanlarımız fal için çok uygun değildi ama muhabbetimiz süperdi!!...

Sonra girdiğimiz her dükkanda (çantacılar, gümüşçüler, dericiler...) ellemedik bir eşya bırakmadan öğlen saatini getirdik. Her Kapalıçarşı ziyaretimizde mutlaka uğradığımız HAVUZLU RESTORAN'da bir güzel yemeklerimizi yedik.

Aslında amacım bu gezinin her detayını fotoğraflayıp sizlerle paylaşmaktı ama :(( sıra yemeklerimizin resimlemeye geldiğinde şarjım bitti!!!...

"Tam Teçhizatlı Kameraman Cevat Kelle" kadar olamadım yani.

Oysa ki yediğimiz dönerin, beğendinin, zeytinyağlı enginarın ve nefis bamyanın resimlerini sizlerle paylaşmayı çok istemiştim. Aranızda orada yemek yiyenler mutlaka vardır ama eğer henüz gitmemiş olanlarınız varsa tavsiye ederim. Hem atmosfer hem yemekler mükemmel...

Çaylarımızı da orada içtikten sonra biraz daha dolaşıp, çanak çömlek inceleyip doğruca Divan Cafe'ye gittik. Kahvelerimiz geldiğinde kendime bir kez daha kızdım, çünkü öyle değişik bir fincanla getirdiler ki kahvelerimizi....

Neyse, en kısa zamanda tekrar bir ziyaret organize edip, bu sefer eksik kalan her detayın resmini çekeceğim!!...

18 Şubat 2006

İLK PROJE - YARDIMLAR.....

Ben öncelikle herkesin İpek'in şu yazısını okumasını istiyorum.

Sevgili Zinnur'un öncülüğünde başlayan bu projeden haberi olan herkes ucundan köşesinden tutmaya çalıştı ama ne yazık ki henüz yeterli bir tutara ulaşamadık :((

İpek'in de yazısında belirttiği gibi daha çok kişiye ulaşmamız gerekiyor.

Lütfen, gereken cihazları alabilmemiz için desteğinizi esirgemeyin ve blog sahibi olsun olmasın daha fazla kişiye ulaşmamıza yardımcı olun.

15 Şubat 2006

TAHİN SEVER MİSİNİZ?....

Ben çok severim....
Bu börek de Tahinli-Ispanaklı Kol Böreği...
Dün akşam derin dondurucudan yanlışlıkla ıspanak çıkartmış ve bugün onunla ne yaparım diye düşünüyordum ki... gazetedeki bu tarifi gördüm!!....
Hemen yaptım ve daha dumanı tüterken de tadına baktım!!...
Sonuç MÜ-KEM-MEL....
Eğer siz de tahin ve ıspanak seviyorsanız bunu mutlaka deneyin. İkisinin karışımından inanılmaz bir lezzet çıkıyor.
Malzemelere gelince;
2 yufka
3 yumurta
1 su bardağı yoğurt
1/2 su bardağı süt
1 kg. ıspanak
2 yemek kaşığı zeytinyağı
2 adet orta boy kuru soğan
1 su bardağı tahin
susam
Yapılışı;
1- Soğanlar yemeklik doğranarak zeytinyağında hafif kavrulur.
2- Kesilmiş ıspanaklar eklenir ve kavrulmaya devam edilir.
3- Tuz , karabiber eklenir ve ılınmaya bırakılır.
4- Ilınınca ıspanakların içine (fazla suyu varsa süzüldükten sonra) tahin eklenir ve karıştırılır.
5- Yufkalar ortadan ikiye bölünür.
6- Yumurta, yoğurt ve süt derin bir kapta karıştırılır.
7- Bu harcın 1/2 su bardağı kadar kısmı ayrılır, kalanı yufkaların üzerine sürülür.
8- Harc sürüldükten sonra yarım ay şeklindeki yufkaların düz kısmına ıspanaklı karışım paylaştırılır.
9- Uzun kenardan başlayarak gevşek bir rulo yapılır.
10- Yağlanmış tepsiye yan yana dizilir. Ben yuvarlak borcama daireler halinde yerleştirdim.
11- Bu işlem diğer 3 parça yufkaya da aynen yapılır.
12- Ayırdığımız harc yufkaların üzerine bolca sürülür. Üzerine susam serpilip 180 C'ye ısıtılmış fırında pişirilir.
Not: Ilıkken yemenizi öneririm, soğuyunca tahinin tadı farklı olabiliyor!!....
Hepinize afiyet olsun...

14 Şubat 2006

SEVGİ....

myspace

Bu sabah, çok yakışıklı bir erkeği uyandırdım ben, elimde hediye paketi ile....

Aslında hiç uyanmaya niyeti yoktu.

"5 dakka daha, n'olurrrrr!!" diyordu ki....

Gözlerini biraz açmasını isteyip, hediye paketimi gösterdim ona.

Güzel yeşil gözleri hemen kocaman açıldı ve heyecenla paketi açtı.

Sonra, kocaman sarılıp...

"Annecim, senin de sevgililer günün kutlu olsun" dedi bana :))

Bundan daha güzel bir hediye olabilir mi?...

Çoooooooooooooooooooook uzaklarda olan canım kocam,

Seninle ben en güzel hediyeye sahibiz !!!....

Ama, gönderdiğin çiçeğe de yazdığın gibi,

"Keşke uzaklarda olmasan!!..."

12 Şubat 2006

AŞURE YAPTIM !!....



Bu sefer tarif vermeyeceğim arkadaşlar, çünkü her blogda neredeyse bir aşure tarifi var. Bir de buradan toplu olarak tariflere ulaşabiliyorsunuz.

Aşureyi çok seven birisi olarak 2 sene önce annemin hepsi gözkararı tarifiyle ilk kez yapmayı denemiştim. Sonuç HÜSRAN :(( Benimki daha çok aşure pastası olmuştu!!...

Annemin göz kararı ile benimkiler tutmadı!!!... Dolayısıyla da eşime bile göstermeden doğrudan çöpe gitti!!...

Doğrusu aşureyi bu kadar sevip de yapamamış olmak ağırıma gitmişti ve bu sene tekrar denemeye karar verdim. Bu sefer annemin göz kararı ile yetinmeyip Lezzet Dergisi'ndeki tarifle de birleştirdim.

Yessss!.....

Bu sefer içime sindi. Ama bunu birileriyle paylaşmam gerekiyordu. Kocacım yurtdışında olduğu için ben de Bartu'ya "bak bu sefer ne güzel yaptım, di mi?" diye sordum. Pek bi anlamsız baktı bana!!!...

Ben de hemen annemi arayıp bu sefer becerdiğimi anlattım. Sonra bu kesmedi canım arkadaşım Dilek'i de arayıp başarımdan ona da bahsettim. Canım arkadaşım benim, ne de güzel katıldı benim heyecanıma :))

Her neyse apartman komşularına ve karşı market çalışanlarına dağıtmama rağmen evdeki küçük kaplar tükenince bir kısmını da derin dondurucuya kaldırmam gerekti. Bir daha ki sefere sanırım yarım ölçü yapsam yeterli olacak :)

Yaptığım aşureyle ilgili söylemek istediğim son bir nokta var (annemden öğrendiğim);

ben buğday ve pirinci haşlarken içine ayrı bir kapta kaynattıp süzdüğüm çubuk tarçın ve karanfil suyunu da ekledim. Aşureye çok hoş bir koku kattı. Henüz yapmayanlar varsa tavsiye ederim :)

Hepinize afiyet olsun...

07 Şubat 2006

DAMLA ÇİKOLATALI LOKUMLU KURABİYELER !!.....



Bu kurabiyeleri daha önce de yapmıştım ama resimlerini çekmeye fırsat bulamadan tükenmişti.

Bu karlı İstanbul gününde evde mahsur kalınca çayın yanında yemek için birşeyler yapayım dedim.

Sabah bloglar arasında gezerken sevgili Tarçın'ın tarifini verdiği Kremalı Poğaça çok hoşuma gidince denemeye karar verdim.

Sevgili Tarçın annesinin eski bir tarifini bizimle paylaşmış, sonuç muhteşemdi. Herkese tavsiye ederim.

Eveeet, kurabiyelerime gelince.....

Tarifi Lezzet dergisinde görmüştüm. Malzemelerde ufak değişiklikler yapmak zorunda kalmama rağmen sonuç harika oldu.

Gerekli malzemeler:

1+ 1/4 su bardağı un

50 gr.margarin

6-7 adet lokum

1 çay bardağı toz şeker

1 yumurta

1/2 çay kaşığı tarçın

1/2 çay kaşığı kabartma tozu

1 çay bardağı damla çikolata

Yapılışı:

* Oda ısısındaki margarin, şeker ve yumurta mixerle çırpılır.

* Elenmiş un, tarçın ve kabartma tozu ilave edilerek , yumuşak kıvamlı bir hamur hazırlanır.

* En son damla çikolata ve küçük küçük kesilmiş lokumlar ilave edilir. Orjinal tarifte kuru üzüm de vardı ama bende olmadığı için ekleyemedim.

*Önceden ısıtılmış 190C'de 15 dakika pişirilir.

Afiyet olsun....

Not: Bu tariften yaklaşık 20-25 adet kurabiye çıkıyor. Orjinal tarifte hamurun çok yumuşak olduğu belirtilmiş ama benimki o kadar da yumuşak olmadı.

HARİKA BİR BAŞLANGIÇ!...


Geçen hafta bloglar arasında gezerken haberdar oldum bu kampanyadan.
Sanırım sevgili Zinnur başlatmış, birçok blog sahibi de bir ucundan tutmuş.
Benim de ufak bir katkım olan bu oluşuma hepinizin desteğinizi bekliyoruz arkadaşlar.

BİTMEYEN KAR



Bu resimler terasımın son hali!.....
Görüldüğü gibi masamın yarısından çoğu karlar altında kalmış durumda.
Aslında diğer köşede yaklaşık 50 cm.'lik buzdan sarkıtlarım var ama ters açıda oldukları için ancak bunları çekebildim...

Haaaa.... nerede mi yaşıyorum?..
İstanbul daaaaa!!....

03 Şubat 2006

ABUR VE DE CUBUR...


Sevgili Begüm beni sobelemişti "Sevdiğim abur cuburlar" la ilgili...
Biraz gecikmeli oldu cevabım ama işte benim sevdiklerim;
1- Çikolata : Onsuz bir hayat düşünemiyorum doğrusu. Ama öyle içi fındıklı,fıstıklı olanları değil. Sütlü ya da bitter. Son 2 yıldır da tam anlamıyla GUYLIAN düşkünü oldum. Evde ne kadar varsa tüketebilirim!!...
2- Ayçekirdeği : Her akşam Dimes elma suyu eşliğinde mutlaka yiyiyorum. Hem doktorum da önermişti !!....
3- Pelit'in çikolatalı lokumu : Aranızda denemeyenler varsa şiddetle tavsiye ederim. Hele de kahvenin yanında... muhteşem bir lezzet!!....
4- Pringels : Bir başladım mı kutunun dibini görmeden rahat edemiyorum :))
5- Mayalı her türlü ürün: Hele bi de sıcak sıcaksa.... Değmeyin keyfime!...
6- Yufka : Çocukluğumdan beri yufka yemeyi (hani şu börek, gözleme falan yapmak için aldıklarımız), ama pişmeden yemeyi çok severim. Annem bana kurtlanacaksın derdi ama çok şükür bu yaşımıza kadar bi vukuat olmadı. Hayır oğlum da aynı benim gibi, börek yapacağım zaman 1 tane fazladan yufka alıyorum artık :)
7- Potibör bisküvi ve çay : Bu bisküvi ile içeceksem AİDA bardağımdan vazgeçebilirm. Malum bu bardağın için potibör sığmıyor!...
Walla , aklıma gelenler bunlar.
Aslında ben tam bir abur cubur düşkünüyüm , mutlaka unuttuklarım vardır...
Ben de Mehmet ve İpek'i sobeliyorum :))
Sizin abur cuburlarınız neler?.....

27 Ocak 2006

TATİL BİTTİ !..... :((


www.Bigoo.ws
www.Bigoo.wswww.Bigoo.wswww.Bigoo.ws

www.Bigoo.ws
www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

www.Bigoo.ws
www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws


Eveeeet....

Tatil bitti, eve döndük....

Ama ne dönüş!....

Ayağımızın tozuyla ne kadar kar varsa İstanbul'a getirmişiz !!....

Pazar öğlen eve girip ancak Çarşamba sabahı çıkabildim :(

Evimin terasında 50cm. kar var!!...

Laptop'uma da ancak ulaşabildim.

En kısa zamanda aranıza katılacağım :))

Önce kaçırdığım yazılarınızı okumam lazım ......

Görüşmek üzere......

04 Ocak 2006

YAŞASIN TATİL!!!.......

Bu tatili kim yarattıysa Allah razı olsun vallahi!!.....
Ramazan bayramında İstanbul'u beklemiştik, bu bayram kimse bizi tutamaz artık!!..
2 hafta yokum arkadaşlar.
Bu sürede blogumla ilgilenemeyeceğimi belirtir, şimdiden hepinizin KURBAN BAYRAMI'nı kutlarım.......

myspace

PS: Animasyonda miki kayak yapıyor ama ben kayağa değil buradan çok uzaklara mikiyi görmeye gidiyorum :))

03 Ocak 2006

O DOĞMADAN ÖNCE BİZ NELER YAPIYORDUK Kİ?!.....

Sevgili Burcu beni sobelemiş....
"Hayatımızda çocuklarımızdan sonra neler değişti?" diye sormuş....
Bir bakalım!...
Tam 9 yıl 3 ay öncesine (Bartu için 10 yıl ama!!..) dönmem gerekiyor .
23.09.1996 sabahı ilk yaşadığım şey şaşkınlıktı... Öyle Türk filmlerindeki gibi bebeğimi elime alır almaz büyük bir aşk yaşamadım anlayacağınız. Sevgisi gün be gün büyüdü ve içime sığmaz oldu :)
Eve geldikten sonra....
İşte film buradan sonra koptu!!... Çünkü benim oğlum uyumayan ve de "gazman" bir bebekti. Tam 1,5 yaşına kadar biz uykuyu unuttuk. Gecede en az 10-15 kere kalktığım olurdu. Eşimle nöbet çizelgemiz bile vardı. Sabahları nasıl kalkıp işe gidebiliyordum, hala şaşıyorum. 1,5 yaşından sonra ise bu gece uyanmaları birden bitti. Şaka değil... Biz 3-4 gün eşimle uyanmaya devam ettik ama Bartu mışıl mışıl uyumaya başladı...
Sonrası ise o kadar hızlı geçti ki!!...
Ne zaman yuvaya başladı, ne zaman 1.sınıf oldu farkına bile varamadım doğrusu...
Şimdi kocaman bir adam oldu neredeyse....
Yazın, bizim tatillerimiz kısa olduğu için onu anneanne ve babaannesine göndeririz hep. Bizden ayrı da tatil yapar anlayacağınız. Yatılı bakıcımız olmadan önce Bartu'nun evde olmamasını fırsat bilip yapamadığımız her türlü aktiviteyi yapmaya çalışırdık bu kısa tatillerde. Aslında o yokken eve girmek istemezdik ikimizde. Ev bomboş geliyor o zaman. Birbirimize bakıp, "yaaa... o doğmadan önce biz ne yapardık" diye düşünürdük. Hala da öyle....
Bir de doğumla beraber (hatta hamile kaldıktan sonra) öyle herşeye ağlayan birisi oldum ben. Eskiden böyle değildi. Şimdi apartmandan bir gelin bile çıksa gözlerim doluyor. Gerçekten!!... Hele bir de okul törenleri, gösterileri olmuyor mu?!... Yuvadaki ilk gösterisinde ağlamaktan çektiğim tüm resimler flu ve yamuk çıkmıştı!!... Cuma günleri okuluna uğramak istemiyorum. Bayrak töreninde okunan İstiklal Marşı'nı duyduğum anda , hele ufaklıkların okumasını gördüğüm anda güneş gözlükleri hemen göze... isterse kar yağsın farketmez!!....
Başka neler değişti?....
(*) Çocukla gidilebilecek tüm mekanlar keşfedildi.
(*) Haftasonları servis şoförü olundu (antremanlar, kurslar, doğumgünleri... hepsine taşıyoruz beyefendiyi!!..).
(*) Yaz tatilleri kaydıraklı havuzların ve bol çocuğun bulunduğu otellerde yapılmaya başlandı (öyle sessiz tatil falan yok anlayacağınız!!..).
(*) Bol gürültülü ortamlarda da arkadaşlarla sohbet edilebileceği öğrenildi.
(*) Daha önce birbirimize sesimizi bile yükseltmemiş biz (ben ve eşim) konu Bartu olunca nasıl kavga edebileceğimizi öğrendik :))
(*) Kitapçılarda ne kadar çocuk yetiştirme kitabı varsa alındı, okunmaya başlandı ama yarısına bile gelmeden "bunu yazanlar hiç çocuk yetiştirmemiş" denildi...
(*) Bilimum hikaye kitapları neredeyse ezberlendi, çocuk filmleri seyredildi. Hatta defalarca seyretmekten DVD'ler bozuldu!!...
(*) Çalışma düzeni beyefendinin isteğine göre yeniden düzenlendi. 13 yıllık bankacılık kariyerine son verilerek, çalışma saatleri daha esnek olan farklı bir işe başlandı.
(*) Koyu Beşiktaşlı olan ben, Fenerbahçe maçlarını kaçırmaz olduğum gibi şampiyonluk kutlamalarına bile katıldım!!...
Her gün, her dakika büyüyen sevgisiyle iyi ki doğurmuşum denildi......
Eveeet....
İşte cevaplarım bunlar Burcu.
Ben de DİLEK ve MOM'ı sobeliyorum!!...... Hadi bakalım yazın, hayatınızda neler değişti?....

2006 DİLEKLERİ, YENİ YIL SOBESİ VE MEKSİKA SALATASI

Eveet... Geldik 2006'nın ilk mesajına....
Başlıktan da anlayacağınız gibi her telden var bu yazıda :))

Dünden itibaren herkes yavaş yavaş dökülmeye başladı. Çoğunlukla 2006 yılından beklentilerle açmış arkadaşlar 2006 sayfalarını. Ben, en çok Didem'in yazdığı Murathan Mungan yazısından etkilendim;

(....)
Kırdım mı incittim mi birilerini?
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı?
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
......

(....)

devamını mutlaka Didem'e uğrayıp okuyun derim....

Sonra, sevgili Burcu yeni yılın ilk gününde beni bir güzel sobelemiş "Çocuk sonrası değişen yaşantımız" ile ilgili. Burcu'cuğum en kısa sürede cevaplarımı yazacağım, aklımda!!.....

Şimdi de gelelim MEKSİKA SALATASI 'na...
Yapımı çok kolay ve son derece lezzetli bir salata bu arkadaşlar. Ben de tarifi annemden aldım ve ilk defa yılbaşı öncesi arkadaşlarıma yaptım, yiyenler çok beğendi.
Kısacası denemenizi öneririm!!...

Malzemeler:


Meksika fasulyesi
Haşlanmış mısır
Kapari
Renkli dolmalık biberler (kırmızı,turuncu,sarı)
Maydanoz
Taze soğan
Turşu
Knorr'un "fesleğenli-kekikli" salata sosu

Tüm malzemeler göz kararı!!.... Salata sosunun da mutlaka fesleğenli-kekikli olması gerekiyor (muş... annem öyle dedi walla!!...) .

Hepinize afiyet olsun!!.....

29 Aralık 2005

HOŞGELDİN 2006

(* Yukarıda kullanılan resim Lori Baltazar'ın Dessert Comes First blogundan alınmıştır.)
HERKESİN YENİ YILI KUTLU OLSUN.....
myspace

2006 HEPİNİZE

SAĞLIK,
MUTLULUK,
AŞK
VE
PARA
GETİRSİN :)


25 Aralık 2005

BİR PARTİ DAHA!!.....


Bu Cumartesi akşamı da ikinci pre-yılbaşı partimizi verdik.
Bu sefer herşeyi zamanında yaptığım için resimlerini çekmeye de fırsatım oldu :))
Menüm şöyleydi;
* Mantarlı soğanlı kiş
*Tavuklu-kaşarlı krep
*Zeytinyağlı yaprak sarma
* Meksika fasulyesi salatası
*Mittel köfte
*Şarküteri tabağı
*Tiramusu
* Zencefilli çikolatalı kek
Tatlıları bir gün önceden yapınca , Cumartesi günü diğerlerini yapmama rahat rahat yetti... Aslında planda daha önce yazdığım Noel Baba Krakerlerini yapmak da vardı ama, masamda bunları koyacak yer olmadığı için vazgeçtim:.
Bu arada yukarıdaki menüyü oluştururken elbetteki sevgili blog arkadaşlarımın tarifleri arasında dolaştım.
Zinnur'cum tarifin muhteşem, bütün misafirlerim bayıldı, ellerine sağlık. Melda'cım, çok ufak bir değişiklikle (içine 2 tane haşlanmış ve püre haline getirilmiş patates ekledim) kereviz salatanı yaptım ve aynen seninki gibi sundum, nefisti!!!.....
MANTARLI SOĞANLI KİŞ
Tabanı için:
300 gr. un
150 gr margarin
1 yumurta
tuz
Üzeri için:
250 gr. mantar
1 büyük soğan
2 çorba kaşığı z.yağı
tuz, karabiber
1/2 su bardağı rende kaşar
2 yumurta
1paket krema
4 çorba kaşığı süt
Yapılışı:
Unu tuzla birlikte karıştırma kabına koyup, küp küp kesilmiş margarinle yumurtayı ekleyip hızlı bir şekilde yoğurulur. Stretch folyoya sarıp 1/2 saat buzdolabında bekletilir.
Bu arada zeytinyağı bir tavaya konur ve önce soğanlar kavrulur (ben soğanları salataya doğrar gibi doğruyorum), sonra dilimlenmiş mantar eklenerek pişirilir.
Buzdolabından alınan hamur yağlanmış tart kabına eşit kalınlıkta yayılır. Kenarlarından biraz taşması iyi olur. Sonra tüm yüzey ve kenarlar çatalla delinerek, 180 derece sıcaklıkta 15 dk pişirilir. Renginin değişmemesi önemli!!...
Diğer tarafta rende kaşar, krema, süt ve 2 yumurta iyice karıştırılır.
Fırından çıkan hamurun üstüne önce mantarlı harç, sonra da kremalı harç dökülür.
Üzeri kızarana kadar 180 derecede pişirilir.
Hepinize afiyet olsun!!...