18 Şubat 2006

İLK PROJE - YARDIMLAR.....

Ben öncelikle herkesin İpek'in şu yazısını okumasını istiyorum.

Sevgili Zinnur'un öncülüğünde başlayan bu projeden haberi olan herkes ucundan köşesinden tutmaya çalıştı ama ne yazık ki henüz yeterli bir tutara ulaşamadık :((

İpek'in de yazısında belirttiği gibi daha çok kişiye ulaşmamız gerekiyor.

Lütfen, gereken cihazları alabilmemiz için desteğinizi esirgemeyin ve blog sahibi olsun olmasın daha fazla kişiye ulaşmamıza yardımcı olun.

15 Şubat 2006

TAHİN SEVER MİSİNİZ?....

Ben çok severim....
Bu börek de Tahinli-Ispanaklı Kol Böreği...
Dün akşam derin dondurucudan yanlışlıkla ıspanak çıkartmış ve bugün onunla ne yaparım diye düşünüyordum ki... gazetedeki bu tarifi gördüm!!....
Hemen yaptım ve daha dumanı tüterken de tadına baktım!!...
Sonuç MÜ-KEM-MEL....
Eğer siz de tahin ve ıspanak seviyorsanız bunu mutlaka deneyin. İkisinin karışımından inanılmaz bir lezzet çıkıyor.
Malzemelere gelince;
2 yufka
3 yumurta
1 su bardağı yoğurt
1/2 su bardağı süt
1 kg. ıspanak
2 yemek kaşığı zeytinyağı
2 adet orta boy kuru soğan
1 su bardağı tahin
susam
Yapılışı;
1- Soğanlar yemeklik doğranarak zeytinyağında hafif kavrulur.
2- Kesilmiş ıspanaklar eklenir ve kavrulmaya devam edilir.
3- Tuz , karabiber eklenir ve ılınmaya bırakılır.
4- Ilınınca ıspanakların içine (fazla suyu varsa süzüldükten sonra) tahin eklenir ve karıştırılır.
5- Yufkalar ortadan ikiye bölünür.
6- Yumurta, yoğurt ve süt derin bir kapta karıştırılır.
7- Bu harcın 1/2 su bardağı kadar kısmı ayrılır, kalanı yufkaların üzerine sürülür.
8- Harc sürüldükten sonra yarım ay şeklindeki yufkaların düz kısmına ıspanaklı karışım paylaştırılır.
9- Uzun kenardan başlayarak gevşek bir rulo yapılır.
10- Yağlanmış tepsiye yan yana dizilir. Ben yuvarlak borcama daireler halinde yerleştirdim.
11- Bu işlem diğer 3 parça yufkaya da aynen yapılır.
12- Ayırdığımız harc yufkaların üzerine bolca sürülür. Üzerine susam serpilip 180 C'ye ısıtılmış fırında pişirilir.
Not: Ilıkken yemenizi öneririm, soğuyunca tahinin tadı farklı olabiliyor!!....
Hepinize afiyet olsun...

14 Şubat 2006

SEVGİ....

myspace

Bu sabah, çok yakışıklı bir erkeği uyandırdım ben, elimde hediye paketi ile....

Aslında hiç uyanmaya niyeti yoktu.

"5 dakka daha, n'olurrrrr!!" diyordu ki....

Gözlerini biraz açmasını isteyip, hediye paketimi gösterdim ona.

Güzel yeşil gözleri hemen kocaman açıldı ve heyecenla paketi açtı.

Sonra, kocaman sarılıp...

"Annecim, senin de sevgililer günün kutlu olsun" dedi bana :))

Bundan daha güzel bir hediye olabilir mi?...

Çoooooooooooooooooooook uzaklarda olan canım kocam,

Seninle ben en güzel hediyeye sahibiz !!!....

Ama, gönderdiğin çiçeğe de yazdığın gibi,

"Keşke uzaklarda olmasan!!..."

12 Şubat 2006

AŞURE YAPTIM !!....



Bu sefer tarif vermeyeceğim arkadaşlar, çünkü her blogda neredeyse bir aşure tarifi var. Bir de buradan toplu olarak tariflere ulaşabiliyorsunuz.

Aşureyi çok seven birisi olarak 2 sene önce annemin hepsi gözkararı tarifiyle ilk kez yapmayı denemiştim. Sonuç HÜSRAN :(( Benimki daha çok aşure pastası olmuştu!!...

Annemin göz kararı ile benimkiler tutmadı!!!... Dolayısıyla da eşime bile göstermeden doğrudan çöpe gitti!!...

Doğrusu aşureyi bu kadar sevip de yapamamış olmak ağırıma gitmişti ve bu sene tekrar denemeye karar verdim. Bu sefer annemin göz kararı ile yetinmeyip Lezzet Dergisi'ndeki tarifle de birleştirdim.

Yessss!.....

Bu sefer içime sindi. Ama bunu birileriyle paylaşmam gerekiyordu. Kocacım yurtdışında olduğu için ben de Bartu'ya "bak bu sefer ne güzel yaptım, di mi?" diye sordum. Pek bi anlamsız baktı bana!!!...

Ben de hemen annemi arayıp bu sefer becerdiğimi anlattım. Sonra bu kesmedi canım arkadaşım Dilek'i de arayıp başarımdan ona da bahsettim. Canım arkadaşım benim, ne de güzel katıldı benim heyecanıma :))

Her neyse apartman komşularına ve karşı market çalışanlarına dağıtmama rağmen evdeki küçük kaplar tükenince bir kısmını da derin dondurucuya kaldırmam gerekti. Bir daha ki sefere sanırım yarım ölçü yapsam yeterli olacak :)

Yaptığım aşureyle ilgili söylemek istediğim son bir nokta var (annemden öğrendiğim);

ben buğday ve pirinci haşlarken içine ayrı bir kapta kaynattıp süzdüğüm çubuk tarçın ve karanfil suyunu da ekledim. Aşureye çok hoş bir koku kattı. Henüz yapmayanlar varsa tavsiye ederim :)

Hepinize afiyet olsun...

07 Şubat 2006

DAMLA ÇİKOLATALI LOKUMLU KURABİYELER !!.....



Bu kurabiyeleri daha önce de yapmıştım ama resimlerini çekmeye fırsat bulamadan tükenmişti.

Bu karlı İstanbul gününde evde mahsur kalınca çayın yanında yemek için birşeyler yapayım dedim.

Sabah bloglar arasında gezerken sevgili Tarçın'ın tarifini verdiği Kremalı Poğaça çok hoşuma gidince denemeye karar verdim.

Sevgili Tarçın annesinin eski bir tarifini bizimle paylaşmış, sonuç muhteşemdi. Herkese tavsiye ederim.

Eveeet, kurabiyelerime gelince.....

Tarifi Lezzet dergisinde görmüştüm. Malzemelerde ufak değişiklikler yapmak zorunda kalmama rağmen sonuç harika oldu.

Gerekli malzemeler:

1+ 1/4 su bardağı un

50 gr.margarin

6-7 adet lokum

1 çay bardağı toz şeker

1 yumurta

1/2 çay kaşığı tarçın

1/2 çay kaşığı kabartma tozu

1 çay bardağı damla çikolata

Yapılışı:

* Oda ısısındaki margarin, şeker ve yumurta mixerle çırpılır.

* Elenmiş un, tarçın ve kabartma tozu ilave edilerek , yumuşak kıvamlı bir hamur hazırlanır.

* En son damla çikolata ve küçük küçük kesilmiş lokumlar ilave edilir. Orjinal tarifte kuru üzüm de vardı ama bende olmadığı için ekleyemedim.

*Önceden ısıtılmış 190C'de 15 dakika pişirilir.

Afiyet olsun....

Not: Bu tariften yaklaşık 20-25 adet kurabiye çıkıyor. Orjinal tarifte hamurun çok yumuşak olduğu belirtilmiş ama benimki o kadar da yumuşak olmadı.

HARİKA BİR BAŞLANGIÇ!...


Geçen hafta bloglar arasında gezerken haberdar oldum bu kampanyadan.
Sanırım sevgili Zinnur başlatmış, birçok blog sahibi de bir ucundan tutmuş.
Benim de ufak bir katkım olan bu oluşuma hepinizin desteğinizi bekliyoruz arkadaşlar.

BİTMEYEN KAR



Bu resimler terasımın son hali!.....
Görüldüğü gibi masamın yarısından çoğu karlar altında kalmış durumda.
Aslında diğer köşede yaklaşık 50 cm.'lik buzdan sarkıtlarım var ama ters açıda oldukları için ancak bunları çekebildim...

Haaaa.... nerede mi yaşıyorum?..
İstanbul daaaaa!!....

03 Şubat 2006

ABUR VE DE CUBUR...


Sevgili Begüm beni sobelemişti "Sevdiğim abur cuburlar" la ilgili...
Biraz gecikmeli oldu cevabım ama işte benim sevdiklerim;
1- Çikolata : Onsuz bir hayat düşünemiyorum doğrusu. Ama öyle içi fındıklı,fıstıklı olanları değil. Sütlü ya da bitter. Son 2 yıldır da tam anlamıyla GUYLIAN düşkünü oldum. Evde ne kadar varsa tüketebilirim!!...
2- Ayçekirdeği : Her akşam Dimes elma suyu eşliğinde mutlaka yiyiyorum. Hem doktorum da önermişti !!....
3- Pelit'in çikolatalı lokumu : Aranızda denemeyenler varsa şiddetle tavsiye ederim. Hele de kahvenin yanında... muhteşem bir lezzet!!....
4- Pringels : Bir başladım mı kutunun dibini görmeden rahat edemiyorum :))
5- Mayalı her türlü ürün: Hele bi de sıcak sıcaksa.... Değmeyin keyfime!...
6- Yufka : Çocukluğumdan beri yufka yemeyi (hani şu börek, gözleme falan yapmak için aldıklarımız), ama pişmeden yemeyi çok severim. Annem bana kurtlanacaksın derdi ama çok şükür bu yaşımıza kadar bi vukuat olmadı. Hayır oğlum da aynı benim gibi, börek yapacağım zaman 1 tane fazladan yufka alıyorum artık :)
7- Potibör bisküvi ve çay : Bu bisküvi ile içeceksem AİDA bardağımdan vazgeçebilirm. Malum bu bardağın için potibör sığmıyor!...
Walla , aklıma gelenler bunlar.
Aslında ben tam bir abur cubur düşkünüyüm , mutlaka unuttuklarım vardır...
Ben de Mehmet ve İpek'i sobeliyorum :))
Sizin abur cuburlarınız neler?.....

27 Ocak 2006

TATİL BİTTİ !..... :((


www.Bigoo.ws
www.Bigoo.wswww.Bigoo.wswww.Bigoo.ws

www.Bigoo.ws
www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

www.Bigoo.ws
www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws


Eveeeet....

Tatil bitti, eve döndük....

Ama ne dönüş!....

Ayağımızın tozuyla ne kadar kar varsa İstanbul'a getirmişiz !!....

Pazar öğlen eve girip ancak Çarşamba sabahı çıkabildim :(

Evimin terasında 50cm. kar var!!...

Laptop'uma da ancak ulaşabildim.

En kısa zamanda aranıza katılacağım :))

Önce kaçırdığım yazılarınızı okumam lazım ......

Görüşmek üzere......

04 Ocak 2006

YAŞASIN TATİL!!!.......

Bu tatili kim yarattıysa Allah razı olsun vallahi!!.....
Ramazan bayramında İstanbul'u beklemiştik, bu bayram kimse bizi tutamaz artık!!..
2 hafta yokum arkadaşlar.
Bu sürede blogumla ilgilenemeyeceğimi belirtir, şimdiden hepinizin KURBAN BAYRAMI'nı kutlarım.......

myspace

PS: Animasyonda miki kayak yapıyor ama ben kayağa değil buradan çok uzaklara mikiyi görmeye gidiyorum :))

03 Ocak 2006

O DOĞMADAN ÖNCE BİZ NELER YAPIYORDUK Kİ?!.....

Sevgili Burcu beni sobelemiş....
"Hayatımızda çocuklarımızdan sonra neler değişti?" diye sormuş....
Bir bakalım!...
Tam 9 yıl 3 ay öncesine (Bartu için 10 yıl ama!!..) dönmem gerekiyor .
23.09.1996 sabahı ilk yaşadığım şey şaşkınlıktı... Öyle Türk filmlerindeki gibi bebeğimi elime alır almaz büyük bir aşk yaşamadım anlayacağınız. Sevgisi gün be gün büyüdü ve içime sığmaz oldu :)
Eve geldikten sonra....
İşte film buradan sonra koptu!!... Çünkü benim oğlum uyumayan ve de "gazman" bir bebekti. Tam 1,5 yaşına kadar biz uykuyu unuttuk. Gecede en az 10-15 kere kalktığım olurdu. Eşimle nöbet çizelgemiz bile vardı. Sabahları nasıl kalkıp işe gidebiliyordum, hala şaşıyorum. 1,5 yaşından sonra ise bu gece uyanmaları birden bitti. Şaka değil... Biz 3-4 gün eşimle uyanmaya devam ettik ama Bartu mışıl mışıl uyumaya başladı...
Sonrası ise o kadar hızlı geçti ki!!...
Ne zaman yuvaya başladı, ne zaman 1.sınıf oldu farkına bile varamadım doğrusu...
Şimdi kocaman bir adam oldu neredeyse....
Yazın, bizim tatillerimiz kısa olduğu için onu anneanne ve babaannesine göndeririz hep. Bizden ayrı da tatil yapar anlayacağınız. Yatılı bakıcımız olmadan önce Bartu'nun evde olmamasını fırsat bilip yapamadığımız her türlü aktiviteyi yapmaya çalışırdık bu kısa tatillerde. Aslında o yokken eve girmek istemezdik ikimizde. Ev bomboş geliyor o zaman. Birbirimize bakıp, "yaaa... o doğmadan önce biz ne yapardık" diye düşünürdük. Hala da öyle....
Bir de doğumla beraber (hatta hamile kaldıktan sonra) öyle herşeye ağlayan birisi oldum ben. Eskiden böyle değildi. Şimdi apartmandan bir gelin bile çıksa gözlerim doluyor. Gerçekten!!... Hele bir de okul törenleri, gösterileri olmuyor mu?!... Yuvadaki ilk gösterisinde ağlamaktan çektiğim tüm resimler flu ve yamuk çıkmıştı!!... Cuma günleri okuluna uğramak istemiyorum. Bayrak töreninde okunan İstiklal Marşı'nı duyduğum anda , hele ufaklıkların okumasını gördüğüm anda güneş gözlükleri hemen göze... isterse kar yağsın farketmez!!....
Başka neler değişti?....
(*) Çocukla gidilebilecek tüm mekanlar keşfedildi.
(*) Haftasonları servis şoförü olundu (antremanlar, kurslar, doğumgünleri... hepsine taşıyoruz beyefendiyi!!..).
(*) Yaz tatilleri kaydıraklı havuzların ve bol çocuğun bulunduğu otellerde yapılmaya başlandı (öyle sessiz tatil falan yok anlayacağınız!!..).
(*) Bol gürültülü ortamlarda da arkadaşlarla sohbet edilebileceği öğrenildi.
(*) Daha önce birbirimize sesimizi bile yükseltmemiş biz (ben ve eşim) konu Bartu olunca nasıl kavga edebileceğimizi öğrendik :))
(*) Kitapçılarda ne kadar çocuk yetiştirme kitabı varsa alındı, okunmaya başlandı ama yarısına bile gelmeden "bunu yazanlar hiç çocuk yetiştirmemiş" denildi...
(*) Bilimum hikaye kitapları neredeyse ezberlendi, çocuk filmleri seyredildi. Hatta defalarca seyretmekten DVD'ler bozuldu!!...
(*) Çalışma düzeni beyefendinin isteğine göre yeniden düzenlendi. 13 yıllık bankacılık kariyerine son verilerek, çalışma saatleri daha esnek olan farklı bir işe başlandı.
(*) Koyu Beşiktaşlı olan ben, Fenerbahçe maçlarını kaçırmaz olduğum gibi şampiyonluk kutlamalarına bile katıldım!!...
Her gün, her dakika büyüyen sevgisiyle iyi ki doğurmuşum denildi......
Eveeet....
İşte cevaplarım bunlar Burcu.
Ben de DİLEK ve MOM'ı sobeliyorum!!...... Hadi bakalım yazın, hayatınızda neler değişti?....

2006 DİLEKLERİ, YENİ YIL SOBESİ VE MEKSİKA SALATASI

Eveet... Geldik 2006'nın ilk mesajına....
Başlıktan da anlayacağınız gibi her telden var bu yazıda :))

Dünden itibaren herkes yavaş yavaş dökülmeye başladı. Çoğunlukla 2006 yılından beklentilerle açmış arkadaşlar 2006 sayfalarını. Ben, en çok Didem'in yazdığı Murathan Mungan yazısından etkilendim;

(....)
Kırdım mı incittim mi birilerini?
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı?
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
......

(....)

devamını mutlaka Didem'e uğrayıp okuyun derim....

Sonra, sevgili Burcu yeni yılın ilk gününde beni bir güzel sobelemiş "Çocuk sonrası değişen yaşantımız" ile ilgili. Burcu'cuğum en kısa sürede cevaplarımı yazacağım, aklımda!!.....

Şimdi de gelelim MEKSİKA SALATASI 'na...
Yapımı çok kolay ve son derece lezzetli bir salata bu arkadaşlar. Ben de tarifi annemden aldım ve ilk defa yılbaşı öncesi arkadaşlarıma yaptım, yiyenler çok beğendi.
Kısacası denemenizi öneririm!!...

Malzemeler:


Meksika fasulyesi
Haşlanmış mısır
Kapari
Renkli dolmalık biberler (kırmızı,turuncu,sarı)
Maydanoz
Taze soğan
Turşu
Knorr'un "fesleğenli-kekikli" salata sosu

Tüm malzemeler göz kararı!!.... Salata sosunun da mutlaka fesleğenli-kekikli olması gerekiyor (muş... annem öyle dedi walla!!...) .

Hepinize afiyet olsun!!.....

29 Aralık 2005

HOŞGELDİN 2006

(* Yukarıda kullanılan resim Lori Baltazar'ın Dessert Comes First blogundan alınmıştır.)
HERKESİN YENİ YILI KUTLU OLSUN.....
myspace

2006 HEPİNİZE

SAĞLIK,
MUTLULUK,
AŞK
VE
PARA
GETİRSİN :)


25 Aralık 2005

BİR PARTİ DAHA!!.....


Bu Cumartesi akşamı da ikinci pre-yılbaşı partimizi verdik.
Bu sefer herşeyi zamanında yaptığım için resimlerini çekmeye de fırsatım oldu :))
Menüm şöyleydi;
* Mantarlı soğanlı kiş
*Tavuklu-kaşarlı krep
*Zeytinyağlı yaprak sarma
* Meksika fasulyesi salatası
*Mittel köfte
*Şarküteri tabağı
*Tiramusu
* Zencefilli çikolatalı kek
Tatlıları bir gün önceden yapınca , Cumartesi günü diğerlerini yapmama rahat rahat yetti... Aslında planda daha önce yazdığım Noel Baba Krakerlerini yapmak da vardı ama, masamda bunları koyacak yer olmadığı için vazgeçtim:.
Bu arada yukarıdaki menüyü oluştururken elbetteki sevgili blog arkadaşlarımın tarifleri arasında dolaştım.
Zinnur'cum tarifin muhteşem, bütün misafirlerim bayıldı, ellerine sağlık. Melda'cım, çok ufak bir değişiklikle (içine 2 tane haşlanmış ve püre haline getirilmiş patates ekledim) kereviz salatanı yaptım ve aynen seninki gibi sundum, nefisti!!!.....
MANTARLI SOĞANLI KİŞ
Tabanı için:
300 gr. un
150 gr margarin
1 yumurta
tuz
Üzeri için:
250 gr. mantar
1 büyük soğan
2 çorba kaşığı z.yağı
tuz, karabiber
1/2 su bardağı rende kaşar
2 yumurta
1paket krema
4 çorba kaşığı süt
Yapılışı:
Unu tuzla birlikte karıştırma kabına koyup, küp küp kesilmiş margarinle yumurtayı ekleyip hızlı bir şekilde yoğurulur. Stretch folyoya sarıp 1/2 saat buzdolabında bekletilir.
Bu arada zeytinyağı bir tavaya konur ve önce soğanlar kavrulur (ben soğanları salataya doğrar gibi doğruyorum), sonra dilimlenmiş mantar eklenerek pişirilir.
Buzdolabından alınan hamur yağlanmış tart kabına eşit kalınlıkta yayılır. Kenarlarından biraz taşması iyi olur. Sonra tüm yüzey ve kenarlar çatalla delinerek, 180 derece sıcaklıkta 15 dk pişirilir. Renginin değişmemesi önemli!!...
Diğer tarafta rende kaşar, krema, süt ve 2 yumurta iyice karıştırılır.
Fırından çıkan hamurun üstüne önce mantarlı harç, sonra da kremalı harç dökülür.
Üzeri kızarana kadar 180 derecede pişirilir.
Hepinize afiyet olsun!!...

FRIENDS ARE THE FAMILY WE CHOOSE FOR OURSELVES!!...

Gerçek dostlukları nasıl da güzel anlatıyor başlıktaki cümle değil mi?...
Geçen haftasonu 1997 yılında başlayan arkadaşlığımızı hiç bozmadan ,her sene küçük ilavelerle :) bu seneye kadar getirdiğimiz dostlarımızla bizim evimizde beraberdik.
Biz her sene, birimizin evinde yılbaşı öncesi toplanıp, ön yılbaşı kutlaması yapıyoruz. Dediğim gibi 5 çift ve 1 bebekle (benim oğlum) başlamıştı dostluğumuz, son durum 5 çift ve 6 velet!!...

Aslında davet soframın ve yaptıklarımın resimlerini çekip, yayınlamayı planlamıştım ama, o güne özel öyle bir hengame yaşadık ki, misafirlerimizin gelmesine çok az bir zaman kala hazırlıklarımı tamamlayabildim ve ancak "Kaşık Pastası" nın resmini çekebildim.

Yapımı çok kolay bir tarif. İçinin malzemesine de istediğiniz ilaveleri yapabilirsiniz. Tamamen sizin damak zevkinize göre...

Mesela bu sefer ben dışı çikolata kaplı üzümlerden ekledim, gayet hoş bir tat verdi...

Kıvamı tutturamadım, pastanın şeklini veremedim gibi dertleri de yok :))

Misafirlerim çok beğendi, umarım siz de beğenirsiniz!!...

Malzemeler:

1/2 kg.süt

1 rakı bardağından bir parmak az un

1,5 rakı bardağı şeker

1 paket ülker kakao

2 yumurta sarısı

1 çorba kaşığı margarin

İç Malzemeler:

15-18 adet kedi dili

ceviz, fındık,çikolata parçaları, şekerlemeler

Öncelikle muhallebiyi hazırlıyoruz. Margarin hariç tüm malzeme karıştırılarak pişirilir, koyulaşınca ocaktan alınır ve margarin ilave edilerek mixerle karıştırılır.

Sonra derin bir kap içine boşaltılır ve içine ufalanmış kedi dilleri konur (malzemenin kedi dilleri tarafından iyice emilmesi lazım o yüzden kullandığınız kedi dilinin büyüklüğüne göre ne çok ne de az olmasına dikkat edilmesi lazım).

Küçük küçük elde parçalanmış ceviz, fındık ve çikolata da eklenir. Yerken ağızda hissedebilmek için ben çok küçük parçalamadım.

Bahar pastanesinden aldığım vişne,portakal ve incir şekerlemelerini de küçük küçük keserek içine ekledim (pasta kıvamının koyuca olması gerekiyor).

Servis yapacağınız tabağa koyup, üstünü krem şanti ile süslüyebilirsiniz. Annemin tarifinde üstüne çekilmiş antep fıstığı dökülüyor ama bende olmadığı için ben damla çikolata ile süsledim.

Misafirlere (adı üzerinde) kaşıkla sunuyorsunuz.

Afiyet olsın :))

22 Aralık 2005

NOEL BABA!!!....

Ne zamandır fırsat bulup yazamamıştım.
Aslında sırada geçen hafta yaptığım "Kaşık Pastası" tarifi var ama onu sanırım yarın hazırlayabileceğim.
Bu arada internette gezinirken Martha Stewart'ın sayfasında rastladığım harika bir yemeği (aslında tam yemek değil ama!!!) sizinle paylaşmak istedim.

Bunu bu haftasonu evimizde vereceğim pre-yılbaşı partisinde yapacağım. Sanırım çocukların da çok huşuna gider :))

Küçük yuvarlak krakerlerin üzerine salamdan şapka yapıyorsunuz. Sonra labne ile şapka kenarını ve sakalı tamamlıyorsunuz. En sonunda da kapari ile gözler, maydanoz ile de bıyığı yapıyorsunuz.

Harika değil mi?....

Benim çok hoşuma gitti....

Aslında bunu bulduğum sayfada çok ilginç fikirler daha vardı, bakmanızı öneririm!!!....

15 Aralık 2005

DÜN BÜTÜN GÜN EVDEYDİM!!....

Başlıktandan anlayacağınız gibi, dünü bütün gün evde geçirdim (aslında geçirmek zorunda kaldım!!).

Neden derseniz...

Salı akşamı İstanbul'da her yaşayanın başına gelebilecek bir olayla karşılaştım. Nişantaşı'nın en işlek caddesi (Maçka Spor caddesi) üzerine park ettiğim aracımı, arka camı kırılmış olarak buldum!!!...

Kız kıza geçirdiğim o harika sushi akşamım bana bayağı pahallıya patladı ve zaman kaybıma neden oldu :((

Neyse sözün kısası, arabamı dün tamire bırakmak zorunda kaldığım için ofisime gidemedim (bu arada evim ve ofisim arası 45Km.), ben de kendimi hamur işlerine adadım.

Yukarıdaki kurabiyeleri daha önce Mine'de görmüştüm. Evde sadece kırmızı gıda boyam vardı. Dolayısıyla hepsi kırmızı-beyaz oldu.

Mine'nin tarifinden yaklaşık 70 kurabiye çıktı!!... Ben de bunları güzel güzel paketleyip, apartmandaki komşularımla paylaştım. Verdiğim herkesin çok hoşuna gitti doğrusu!!..

Mine'cim, tarifin bir harika. Yayınladığın için teşekkürler!!...

09 Aralık 2005

ARKADAŞLARLA KAHVALTI

İşte benim arkadaşlarım için hazırladığım kahvaltı masam....
Bu da KIRMIZI masa örtüm... Ucuna diktiğim püsküller görünmemiş ama!...


Kahvaltıya gelen arkadaşlarım için yılbaşı hediyesi hazırlamış ancak onlara vermeden resimlerini sizlerle paylaşamamıştım.

Geçen haftaki dikiş dikme furyasında arkadaşlarım için yastıklar hazırladım, hatta dAMLA etiketleri bile diktim :))




İşte yastıklarım bunlar... Beğendiniz mi?..
Yastıkların üzerindeki süsleri yıllar önce anneannem yurtdışından getirmişti.
Kadife kumaşın asıl rengi de mor, resimde (pek beceremediğim için!!) koyu mavi gibi çıkmış...



Peçetelik olarak kullandığım kırmızı likör bardakları annemin çeyizinden.
Peçetelikler üzerine isim yazma fikrini Portakal Ağacı/Hatice'den aldım... Tereyağını da minik tabakların içine koydum.
Menüye gelince....
Dönen ahşap platform üzerine klasik kahvaltılıklar koydum, bunlar;beyaz peynir, kaşar, bulgar peyniri, zeytin, elma reçeli ve bal. Kalabalık kahvaltılarda dönen platform çok işe yarıyor. Ayrıca, pastırma, domates, salatalık, gözleme, krep, minik pizza, ayçekirdekli ekmek, simit, nesquikli kek ve lokumlu kurabiye (bu iki tarifi de aldığım blog sahiplerini hatırlayamadım ama çok güzel olduklarını söylemeliyim)...
Herşey çok güzeldi, en önemlisi de sohbetimiz çok tatlıydı.... Vaktin nasıl geçtiğini anlamadık... İyi ki geldiniz Özlem, Kadriye ve Dilek :))

08 Aralık 2005

MEKTUP YAZMAK

Eskiden ne kadar önemliydi bizim için mektup yazmak değil mi? Daha da önemlisi mektup okumak...
Hele bizim ailemizde heyecanla beklerdik mektup gelmesini. Çünkü dayımlar yurtdışında yaşıyordu ve mektup bizim haberleşmemizi sağlayan en önemli unsurdu.
Ben çocukluğumda çok şehir dolaştım (babam askeri dokturdur!!), hatta ilkokulu 5 ayrı okulda okudum. Bizim evimize telefon ilk, ben lisede okurken bağlanmıştı (zaten ondan sonra da hiç tayin olmamıştık). Bunun öncesinde nereye taşınsak en yakın telefon sahibi komşu tesbit edilir ve acil durumlarda kullanılması için onların numarası dayımlara verilirdi.
Telefonla konuşmak çok kolay olmadığı için mektup haberleşmenin baştacıydı... 30'lu yaşlarında olanlar mutlaka pul koleksiyonu yapmıştır mesela... Çünkü hayatımızın bir parçasıydı.
Şimdiki gibi değil yani...
1. ya da 2. sınıfta oğluma mektup yazma ve bunu postalama ödevi verildiğinde ikimiz beraber postanenin yolunu tutmuştuk. Oğluma pulun nasıl yapıştırılacağını anlatmıştım yolda. Sonra postanede pulu damgayla otomatik bastıklarında büyük bir hayalkırıklığı yaşamıştı oğlum!!... Ben de şaşırmıştım doğrusu... Sonra fark ettim ki ben en azından 20 senedir postaneye gidip mektup postalamamışım!!....
Bütün bunları niye mi anlattım?...
Dün oğluma bir mektup geldi.
Yurtdışında yaşayan Serap teyzesinden.
Mektubu aldığında o kadar heycanlandı ki anlatamam size.
Teyzesi çok güzel şeyler yazmış ve onun da cevap yazmasını istemiş. Dün akşam oğlum heyecanla cevap yazdı ve ben bugün postaya vereceğim.
İnşallah bunu devam ettirebilir ve mektup beklemenin o güzel heyacanını hissetmesini sağlayabilirim.
Bu arada birşeyi merak ettim. Günümüzde okullarda çocuklara "BAK POSTACI GELİYOR" şarkısını öğretiyorlar mı?...

07 Aralık 2005

YILBAŞI SÜSLERİ...



10 Küçük Mutluluk yazımda da belirtmiştim ya, alışveriş yapmaya bayılırım (kim sevmez ki!!...). Güzel ve estetik olan herşeye severim.

Giysi, ayakkabı, gözlük veya biblo, tabak,tuzluk, tablo.... farketmez.

Bir de evimi mevsime göre dekore etmekten çok hoşlanırım. Yılbaşında farklı, ilkbahar da farklı aksesuarlar kullanırım.

Dün akşam oğlum çam ağacımızı süslemek istedi, ben de onu kıramadım.

Çocukken ben de çok özenirdim çam ağacı süslemeye ama o zamanlar öyle şimdiki gibi süsler bulunmazdı ki... :((

Şimdi, her sene çam ağacımız için muhakkak 3-4 yeni süs alıyorum, uğur getirirmiş!....

Bu meleği de bu sene aldım. Harika değil mi?...