26 Nisan 2006

BİZİ NELER BEKLİYOR?...

Son günlerde canım ne haber dinlemek ne de gazete okumak istiyor.
Geleceğimizin nereye gittiğini bir türlü kestiremiyorum!
Son yaşananlara bir baksanıza;
1- 21 yaşında bir ÇOCUĞUN 23.Nisan Çocuk Bayramında Meclis Başkanı'nın koltuğuna oturması...
2- Bu 21 yaşındaki ÇOCUĞUN vermeye çalıştığı mesajlar...
3- Sayın Bülent Arınç'ın kendisine Cumhurbaşkanlığı yolunu açmak için yaptığı konuşma...
4- Daha sonra Sayın Başbakanımızın "...egemenlik duvarda değil milletin kendisinde olacaktır." dediği konuşma...
5- Çarşaf giydirilmiş kız çocuklarının 23.Nisan'da yaptıkları yürüyüş...
6- İstanbul Üniversitesi'nde zorla başları kapattırılan kız öğrenciler...
............
Sanırım artık bişeyler yapmamız lazım ama NASIL?!....

25 Nisan 2006

ASLINDA BUNLARI YAZACAKTIM!!...

Evet, aslında başka şeyler yazacaktım geçen hafta ama, aniden ortaya çıkan tesisat sorunumuz nedeniyle fırsatım olmadı :(

Son yazımda bahsetmiştim, geçen hafta Pazartesi günü sabah erkenden
İpek'in de katıldığı KERMES'e gitmiştim bir arkadaşımla.

Birbirinden güzel ürünlerin arasında dolaşırken burnumuza gelen kahve kokusuna dayanamayarak kendimizi bahçede kahve standının önünde bulduk. Gerçekten, ne muhteşem kokudur şu kahve kokusu yahu!!... İnsanı kendinden alıyor...

Neyse, kermes gezimizi bitirdikten sonra arkadaşımla Nişantaşı'na doğru yürümeye başlayıp, Kırıntı'ya geldiğimizde acıktığımızı fark edip, biraz mola verdik.

Hava da harikaydı, yemekler de....

Başkaaa....

Aaaaa.... ben size çiçeklerimin resmini göstermeyi unuttum!!...


Geçen sene yaz sonu Almanya'dan bir sürü lale ve fulya soğanı alıp kışın ekmiştim.

Nereden bilebilirdim ki İstanbul'un dört bir yanının lale ile dolup taşacağını!!...

Her neyse benimkiler de terasımda açmaya başladılar. İnanılmaz mutlu oldum.

Eeeee... hayatımda ilk defa ektiğim bir bitki çiçek verdi de...

20 Nisan 2006

NELER OLDU NELER?!!...


Sormayın başımıza neler geldi!!...

Efendim biz evimize bundan 6 sene önce taşındık, ilk oturan da biziz. Satın aldığımızda sadece mutfak dolapları ve merdiven trabzanını yaptırıp hemen yerleşmiştik.

Amma.... su tesisatımızı da kontrol etmemiz gerekiyormuş meğerse :(

Salı gününden beri evimin bilimum duvar ve zemini kırılmış, oradan buradan borular çıkmış durumda...

Durumumuzu şöyle de açıklayabilirim;

* tuvaleti ancak sabah ve akşam kullanabiliyoruz,

* tek kullanabilir durumdaki lavabomuz mutfakta, onun da kullanım saatleri sabah ve akşam!!..

* Essporto'ya hiç bu kadar sık gitmemiştik herhalde, ma'aile orada yıkanıyoruz artık!!...

Neyse, sanırım Cumartesi itibarıyla ustaları gönderebilmiş ve normal koşullarımıza dönmüş olabileceğiz!!...

Eveeet, şimdi gelelim sevgili İpek'in katıldığı KERMES'e...

Pazartesi sabahı erkenden kermese gittim arkadaşlar. İpek'i de hiç zorlanmadan buldum, biliyormusunuz?!!...

Tam da tahmin ettiğim gibi sıcacık bir gülümsemesi var çünkü :)

Bu arada yeni yaptığı ciciler de bir harika!!..

Kahve sözünü unutmadım İpek'cim!!....

18 Nisan 2006

BAKIN ARAMIZA KİM KATILDI ?!...

Aileye bir blog sahibi yeterli gelmeyince ikincisi de hemen ekleniverdi sevgili arkadaşlarım!!...

Benim canım kuzenim, harika aşçı Serap'ım "BİR TATLI SERAP" ile taaaa Almanya'dan aramıza katılıverdi.

Kendisi de yazmış ya, sadece yemek kitabı 85 tane olan birisinden harika tarifler alırız artık, ne dersiniz?!....

17 Nisan 2006

YÖRESEL YEMEKLER

SAMSUN'DAN MISIR EKMEĞİ


Ne yazık ki malzemeler göz kararı :(

Bu tarifi bana Samsun'daki bir balıkçı vermişti ve demişti ki tüm malzemeleri karıştıracaksın ve kıvamının, un helvası gibi olmasına dikkat edeceksin!!...

Gelelim malzemelere;

mısır unu, zeytinyağı, sıcak su ve tuz...

Bunlar karıştırılıp, zeytinyağı ile yağlanmış tavaya ince bir tabaka halinde yayılır ve hafif ateşte her iki tarafı da pişirilir. İkram etmeden önce sıcakken üzerine tereyağ parçaları konur.

GÜNEYDOĞU ANADOLU MUTFAĞINDAN PASTIRMALI HUMUS:


1 bardak haşlanmış, kabukları soyulmuş nohut

2 diş ezilmiş sarmısak

1/2 limon suyu

4 çorba kaşığı tahin

Zeytinyağı ve tuz

Nohutları püre haline getirdikten sonra içine diğer malzemeleri de ekleyip yumuşak bir kıvam elde ediyoruz. Başka bir yerde kızarttığımız pastırmaları humusun üzerine yerleştirerek afiyetle yiyiyoruz :)

12 Nisan 2006

FIRINDA SEBZELİ SOMON

Biliyormusunuz IKEA'da balık da satıyorlar!!...
Bisküvisini, marmelatını ve de çikolatasını biliyordum ama somon sattıklarını yeni gördüm. Canım da çok balık istiyordu , hemen aldım.
Nasıl yaptığıma gelince....
Önce somonları hardal (ben hep Dijon kullanıyorum) , soya sosu ve hardal tohumu ile bir güzel karıştırıp, marine olması için 1-2 saat beklettim.
Sonra, tavaya biraz zeytinyağı koyup 3-4 parçaya ayırdığım 4 diş sarmısağı hafif kavurdum. Üstüne yemeklik doğranmış 1 büyük soğanı ekleyip, şefaflaşıncaya kadar kavurdum.
Bu arada 3 kırmızı biber 3 çarliston biberi küp küp doğrayıp, bunu da tavaya ekledim. Tuzunu ve karabiberini de ilave edip altını kapatmadan 1 demet ince kesilmiş dereotunu da karıştırdım.
Borcamı hafif yağlayıp, somonları yerleştirdim. Üstüne de sebzeli karışımımı paylaştırdım.
Önceden ısıttığım fırında yaklaşık 45 dk.pişirdim.
Hem hafif, hem de çok lezzetli oldu...
Haa... fırından çıkarttıktan sonra ısıya dayanıklı küçük bir kabın içine biraz su biraz da limon kolonyası koyup fırının içine yerleştirdim. Fanı 15 dk. çalıştırarak bütün balık kokusunun fırının içinden çıkmasını sağlamayı da unutmadım :))

11 Nisan 2006

SOBELEMECE!!...

Aslında epey oldu sevgili ASLIBERRY beni sobeleyeli ama anca yazabiliyorum...

Bartu'nun kitapları;
Öncelikle şu anda elindeki kitaplar hep ders kitapları elbette... Okul zamanı kitap okumak yerine dergi okumayı tercih ediyor, National Geographic Kids ilk tercihi...
Bunun dışında Sizinkiler'in serisini elinden bırakmıyor.
Bizimki bir de tarih kitaplarına bayılıyor. 3 sene önce yaptığımız Mısır gezisinin etkileri halen devam etmekte. Mısır tarihini, firavunları, tanrılarını inanın benden iyi biliyor.
Kitap okuma işini yazın daha rahat yapıyor. Tercihi ise Harry Potter etkisiyle hep bu tarz kitaplar oluyor. Spiderwick Günceleri, Küçük Cadı Şeroks, Disney'in Detektif Mickey serisi ve klasik çocuk kitapları...
Yaz tatillerinde yaklaşık 11-12 kitap bitiriyor :)
Birlikte oynadığımız oyunlar ?!?!.......
Ne desem ki?...
Benimle değil ama (bu konuda hiç becerikli değilimdir!) babasıyla basket ve futbol oynamaya bayılıyor...
Lisanslı yüzücü olmasına rağmen basket onun daha çok ilgisini çekti ve bu seneden itibaren yüzmeyi bırakıp baskete başladı kendisi.
Bartu anasınıfındayken, spor öğretmeni 3.sınıfa kadar yüzme üzerinde durmamızı, çünkü yüzme sporunun tüm kasları çalıştırdığını belirtmişti. 3.sınıftan sonra istediği spor dalını seçebilir demişti. Biz de hem onun yönlendirmesiyle hem de yaz tatillerinde bizim rahat edebilmemiz için hemen uygulamaya geçtik. Başlarda huzursuzdu, çünkü Bartu yıkanırken bile yüzüne su geldiği zaman hemen kurulanmasını isteyen bir çocuktu!!... Aksi takdirde gözünü kesinlikle açamıyordu. Düşünün, biz de onu yüzme derslerine götürüyoruz!!.. Neyse hem öğretmenlerinin hemde bizim çabalarımızla bu huyundan vazgeçti ve kurbağalamada yüzme takımına bile girdi. Ama dediğim gibi yüzme onu çok mutlu etmediği için bu sene baskete başladık (yüzme hocasının tüm muhalefetine rağmen!!..). Şimdi o mutlu ben mutlu. Yazın artık denizde , havuzda onu takip etmek zorunda değilim, gayet güzel yüzüyor çünkü. O da arkadaşlarına nasıl iyi yüzdüğünü gösteremiyordu ama artık nasıl iyi basket oynadığını gösterebiliyor :))
Aslı'nın bahsettiği gibi ilk başlarda aman ne güzel kendi kendine 10 dk. oynadı dediğimiz zamanlar , bir bakıyorsunuzu uçuuuuuuup gitmiş. Yerine "oğlum gelsene yanımıza, beraber oturalım" dediğimiz zamanlar gelmiş...
Çok onaylamasam da mecburen alınan Game Boy, Play Station ve PSP gibi oyunlar onun tercih ettiği oyunlar oluyor.
Bizim evimizde şöyle bir uygulama var;
bir kere odasında bilgisayar bulundurmuyoruz, laptoplarımızı da ancak ödev ve araştırma için kullanmasına izin veriyoruz. Play Station ile ancak uzun tatillerde (Şubat ve yaz tatillerinde) oynayabiliyor. Game Boy ve PSP ise hafta sonları dersler bittikten sonra...
Yani, oğlumu teknoloji bağımlısı yapmamaya çalışıyorum ama çevresel faktörlerden dolayı da ancak bu kadar sınırlandırabiliyorum.
Televizyona gelince.... Digitürk'deki çizgi film kanalları biz de şifreli!!...
Bundan 3 sene önce falan, Bartu bu kanalları sürekli izlerken bir baktık ki konuşma şekli, kullandığı kelimeler (çizgi filmler ingilizceden çevrildiği için bizim hiç kullanmadığımız bir kelime dağarcığı oluşmuştu, "hey dostum" , "lanet olsun" gibi...) ve de hareketleri değişmeye başladı, biz de çareyi bu kanalları şifrelemekte bulduk. Başlarda epey itiraz etti ama artık hiç sorun çıkarmıyor. Arada bir bonus olarak izin vermiyor da değiliz ama bizim onayladığımız çizgi filmlere tabii.
Öyle dizilere falan da düşken değil ama belgesel kanalları ve de FB TV en çok seyrettiği kanallar. Eeeee, bunlara da pek sesimizi çıkartmıyoruz artık.

Bunu dışında , mümkün olduğu kadar sokağa çıkmasına izin veriyoruz. Oturduğumuz site nedeniyle parkta oynayabiliyor. Özellikle yazın neredeyse tüm öğlenden sonrası parkta geçiyor. Bisiklete ise anneanne yada babannesinin yazlıklarında binebiliyor.

Enerjisini oynayarak sokakta çıkarmasını sağlamaya çalışıyoruz. Artık havalar ısınmaya başladığı için haftasonları da sokak keyfi yapabilecek:)

Aaaaa birşey yazmayı unuttum, evet artık yatarken ona kitap okumuyorum ama sevgili anneannemizin alıştırdığı bir sırt kaşıma olayımız var ki... dakikalarca sürüyor!!... Sanırım bunu bırakmaya hiç niyeti yok :((

Bu arada Banu artık yazmayacakmış, çok üzüldüm :( 2 gündür belki vazgeçmiştir diye sayfasına girip duruyorum ... ama yok!!...

04 Nisan 2006

Tam Buğday Unu'nu ilk defa denedim!!!...


Hem gazetelerde okuduğum hem de bloglar arasında sıkça bahsedilen Arzu Aygen-Ülfet Aygen'in "Beyaz Unsuz Şekersiz Hamur İşleri" kitabını nihayet alabildim.

Alır almaz da roman okur gibi okumaya başladım...

Ne yalan söyleyeyim tam buğday ununun ne menem bişey olduğunu ilk kez onlardan öğrendim!!...

Veee.... Cumartesi öğlen için hemen yukarıda gördüğünüz pidecikleri yaptım. Hayatımda ilk defa pide yaptım biliyormusunuz? Derin dondurucumda 3 paket karadeniz pidesi (annem Samsun'dan göndermişti!!) olmasına rağmen yazdıkları tarifi denemeden duramadım.

Tam buğday unu ile birlikte Deniz Tuzu'nu da ilk defa denedim...

Kıymanın içine akıllılık edip azar azar koymuşum yoksa tuzundan yiyemiyecektik neredeyse!!.. O yüzden eğer ilk kez kullancaksanız aman dikkat diyorum....

Bunun gibi çok hoş tarifler var kitapta, almanızı şiddetle tavsiye ederim...

03 Nisan 2006

KEKİKLİ BİBERLİ FIRIN HAMSİ



Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim, anne tarafım Boşnak benim... Bosna Hersek'den göç ettikten sonra Ayvalık'a yerleşmişler. Bir süre sonra da Ankara'ya gelmişler, ama dede tarafım hala Ayvalık'ta yaşıyor. Yani hem Ege hem de İç Anadolu mutfağı alıştığım tadlar arasında.

Babam ise Malatyalı... Halalarım ve annemin becerikli elleri sayesinde Malatya mutfağının lezzetleri de evimizde pişirilir....

Babam asker olduğu için yurt içinde ve yurt dışında değişik yerlerde yaşadık. Mutfağa meraklı annem sayesinde de hep damak tadımıza uygun lezzetleri keşfettik.

Annemler son 16 yıldır Samsun'da yaşıyor (babam üniversitede öğretim görevlisi), hani oralı oldular neredeyse... Hal böyle olunca Karadeniz mutfağını keşfetmek de farz oldu tabii!!...

Yani anlayacağınız bizim mutfağımızda her türlü yemek pişer ve zevkle de yenir.

Bu kadar yer gezmek ve yaşamak mutfak kültürü dışında farklı avantajlar da sağlamıyor değil hani. Mesela eve gelen her usta ile bir şekilde hemşehri çıkabiliyoruz :))

Neyse , laf nerden nereye geldi...

Ben size 4-5 sene önce Samsun'daki balıkçılardan öğrendiğim bir tarifi anlatmak istiyordum.

Kekik ve balık!!...

Size de garip gelebilir. Sonuçta kekik, etle birlikte kullanmaya alıştığımız bir baharat ama hamsiyle beraber de muhteşem bir ikili oluyorlar.

Tarif çok basit;

hamsiler ayıklanır ve yıkanır, sonra zeytinyağı ile beraber tuz, kekik ve kırmızı pul biberle harmanlanarak fırın tepsisine düzgün bir şekilde yayılır ve fırında altı üstü bir güzel pişirilir.

Gerçi bu sene palamutlar yüzünden hamsiyi çok yiyemedik ama, bu basit ve lezzetli tarifi balıkseverlere mutlaka öneririm :))

24 Mart 2006

İSTANBUL GEZİLERİ!!...

Bildiğiniz gibi daha önce sizlerle paylaşmaya çalıştığım bir Kapalıçarşı gezim vardı ve fakat yemeklere kendimi kaptırdığım için (evet itiraf ediyorum Livvarcin!!!...) tüm resimleri çekememiştim.

İşte sizleri bu görüntülerden mahrum bırakmamak için kendimi feda ederek!! tekrar bir Kapalıçarşı yolculuğu yapıp eksik tüm resimleri çektim arkadaşlar. İnanın Havuzlu Restoran'da yediğimi menüyü bile değiştirmedim :))

Ama öncesinde daha önce uğramamış olduğum Fess Cafe'de kahve, pardon sahlep içtim. Yanında da çok lezzetli bir acıbadem kurabiyesi ile...

Sonra biraz dolaşıp, ufak tefek alışverişler yapıp Havuzlu Restoranın yolunu tuttum. Yukarıda da dediğim gibi daha önceki menünün aynısını isteyip tek tek resimleri çektim.
Yediklerimin lezzeti yine muhteşemdi!!...

Geçenlerde de İstanbul'un sıcak bir gününden faydalanarak bir de İstiklal Caddesi gezim oldu.

Sabah Gloria Jeans'de güzeeel bir kahvaltı yapıp (bak Livvarcin sen söylemeden yazayım, karnımı doyurmadan resim çekmek aklıma gelmediği ve sonrasında da resim çekecek bir şey tabağımda kalmadığı için bunların da resimleri yok!!...) Tünel'e doğru yürüdük arkadaşım Dilek'le.

Yürürken tüm eski binaları durup,dakikalarca seyretmeyi ve yorum yapmayı ("ah çok paramız olsa ,burayı alsak, restore edip otursak....") da ihmal etmedik. Gerçi bizi dışardan seyreden birisi ne yaptığımızı merak etmiştir ama öyle güzel yapılar var ki insan daha da ayrıntılı incelemek istiyor.

Neyse, Tünel'i geçip doğru Galata Kulesi'ne geldik. 10 yıldır İstanbul'da olmama rağmen daha önce yakınına bile gidememiş olduğum Galata Kule'sinin tepesine bu sefer çıktım.


Manzara inanılmazdı. Tam biz yukarıdayken öğlen ezanı okunmaya başladı. Muhteşemdi!!!.....

Sonra, canımız Türk kahvesi istedi. Nerede içebiliriz diye etrafımıza bakınırken Anemon Hotel'i gördük.

Burası İstanbul'un en iyi manzarasına sahip yerlerinden biriymiş. Hemen terasına çıktık veee çok doğru bir seçim yaptığımızı gördük!!...

Gerçi kahvesi için aynı görüşü paylaşamayacağım ama (telvesi çok fazlaydı, ben de telvesini içemediğim için kahvenin yarısı kaldı!!..), çevremizdeki manzaradan gözümüzü alamadığımız için çok da önemli değildi.

Bu arada burası geceleri ışıklandırılmıyormuş, sadece Galata Kulesi'nin ışıkları ve mumlarla aydınlatılıyormuş. Dolayısıyla da etraf çok daha güzel görünüyormuş, özellikle de civardaki bina kirliliği göze batmıyormuş.

Kahvemizi de içtikten sonra tekrar aynı yoldan geri dönerken acıktığımızı fark edip Asmalımescit'teki House Cafe'de bir mola verdik.

Eveeeet.....

Güneşsiz ama sıcak bir İstanbul gününü de böyle geçirip, evlerimize döndük...

Epey bir yer dolaşmışız di mi?...

20 Mart 2006

SAFRANLI KEK

Bu haftasonu evdekilere birşeyler yapayım derken Dr.Oetker'ın tariflerinden birini denemeye karar verdim.

Safranı daha önce tatlıda hiç kullanmamıştım, annem de biraz kuşkuyla yaklaştı ama herşeyin bir ilki vardır değil mi?...

Şimdi , malzemeleri size yazmadan önce belirtmek istediğim birkaç nokta var.

* Kek malzemelerinin orjinalinden bir değişiklik yapmadım. Eğer ilk deneyeceğim bir tarifse malzemeleri değiştirmeyi sevmiyorum ben.

* Malzemelerde bir değişiklik yapmadım ama ekleme yaptım:)) Evde daha önce yaptığım portakal şekerlemesi vardı, içine biraz ondan kattım.

* Üstünün glazürü için tarifteki pudra şekeri gözüme fazla gözüktüğü için ve de elimde ancak 1 bardak bulunduğu için bu ölçüyle yaptım. Tarifteki 3 çorba kaşığı su az geldi, ben biraz daha eklemek zorunda kaldım. Ama şunu söyleyebilirim ki bu miktarla bile üstü çok tatlı tatlı oldu. Aslında glazürsüz bence daha güzel!!...


125 gr. margarin
1 su bardağı toz şeker
3 yumurta
1/2 çay bardağı süt
2 su bardağı elenmiş un
1 pk. kabartma tozu
1 pk. vanilya
1 çay kaşığı safran
- Fırınınızı 170 derecede ısıtın.
- Yumuşak margarini 5 dk. mikserle çırpın.
- İçine 3 yumurta sarısı, toz şeker, vanilya, süt, un, kabartma tozu, ve safranı tek tek ekleyip her birini 1/2 dk. çırpın.
- Ayrı bir kapta 3 yumurta beyazını kar haline gelinceye kadar 3 dk. çırp ve bunu tahta kaşıkla diğer malzemenin içine karıştır. Ben çırpmadan önce 1 çimdik tuz ekledim ki yumurta kokusunu alsın...
- Yağlanmış kek kalıbında pişir.
- Soğuyunca üzerine glazürünü dökün.
* 1,5 su bardağı pudra şekeri, 3 yemek kaşığı sıcak su ve 1 çay kaşığı safranla karıştırılacak. Ama yukarıda da dediğim gibi glazürdeki şeker bana fazla geldi...
Afiyet olsun!!....

16 Mart 2006

ANNE OLMAK...

Aslında bugün yazmayı planladıklarım çok farklı şeylerdi.

Geçen sefer yiyip de resmini çekemediğim Havuzlu Restoran'ın leziz yemeklerini, halamın taaaa Malatya'lardan gönderdiği İçli Köfteleri ve annemin geçen hafta yaptığı Keşkeki anlatacaktım size.

Ama bu sabah liseden sınıf arkadaşımın gönderdiği bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

Okulu olmadığı için hiçbirimizin baştan öğrenemediği, deneme yanılma yoluyla çabaladığı ama hep en iyisi olmak istediği bir görevimizi anlatmış gönderdiği yazı.

Buyrun;

"OKSİJEN MASKELERİNİZİ TAKIN!!..."

Psikolog Ebru Yilmaz tarafindan kaleme alinan bu yazida bakin neler yaziyor:

Uçaklarda yapilan bir anons vardir. Tehlike durumlarinda oksijen maskesini annelerin önce kendilerine sonra çocuklarina takmalari önerilir. Siradan gibi görünen, belki de defalarca duydugumuz bu anons, aslinda çocuk egitimi ile ilgili çok önemli bir felsefeyi içinde barindirmaktadir. Ögrenilen annelik rolünde çocuk hep önceliklidir. Ama çocugunu kurtarmaya çalisirken, anne kendisini yok ettigini fark etmez çogu kez. Anne nefessiz kalirsa çocugu kurtarma sansini tamamen yitirmis olacaktir.
Elbette ki çocuklarin öncelikli oldugu durumlar olmalidir. Ama bu öncelikler anneyi yok edecek öncelikler olmamalidir. Toplumumuzda annelik rolü ile "saçini süpürge etme" deyimi birlikte düsünülür. Anne kendinden vazgeçip, durmaksizin çocuga bir seyler vermeye baslayinca istemese de, aksini iddia etse de çocuktan beklentisi çok yükselir. Çocuk bu beklentileri bugün ya da gelecekte karsilayamayacaktir. Anne de böylesine vermisken, karsilik alamadigini düsünüp büyük hayal kiriklari ile bas basa kalir. Hepimizin çevresinde, belki çok yakininda çocuklari için gençligini feda etmis anneler vardir. Böylesi bir iliskinin saglikli olmasi beklenemez. Anne çocuklarina hiçbir zaman ödeyemeyecekleri bir borç vermistir. Koskoca bir yasamin bedelini hiçbir evlat ödeyemez. Ömür boyu minnet duyulan bir iliski dogar; ki minnet duyularak kurulmus bir iliski, saglikli bir iliski için hiç de tercih edilen bir biçim degildir.
Ve bir gün gelir, beklentisi su ya da bu sekilde karsilanmayan anne, "senin için neler yaptim der", aldigi cevapsa çok can acitici olabilir; "yapmasaydin..." Aslinda bu cümlenin alt yazisi annenin canini acittigi gibi, çocugun da canini acitmaktadir. Çocuk "Yapmasaydin da beni böyle borçlu birakmasaydin... Yapmasaydin da ben de kendimi daha özgür hissetseydim... Yapmasaydin da benden bu kadar çok sey beklemeseydin... Yapmasaydin da kendimi mutlu ve iyi hissettigim anlarda bu kadar suçluluk duymasaydim..."
Çok can acitici degil mi sizce de? Çevremizde siklikla rastladigimiz, çocuk dogunca hayattan istifa eden anneler vardir. İslerini birakirlar, kendileriyle ilgilenecek vakitleri yoktur, sosyal çevrelerinden yavas yavas izole olurlar, esleriyle iliskileri neredeyse ayni evde yasayan iki arkadas gibidir. Çocugun dogumuyla hayat sanki durmustur. Aradan dört bes yil geçer, artik ufaklik büyümüs ve okul çagina gelmistir. Simdi ne olacak? Haydi, sil bastan mi? Ya da depresyon mu? Bildigimiz bir sey var ki böylesine annelik odakli bir yasamda, çocukla kurulan iliskinin, bir bagimlilik iliskisi olmasi kaçinilmaz.
Kendimize bazi sorular soralim. Bakalim annelik odakli bir yasamimiz mi var:

- En son ne zaman kiz arkadaslarla bulusup, yemege gittiniz?
- En son ne zaman kendi basiniza bir kitapçiya gidip, yeni çikan kitap ve albümlere göz attiniz?
- En son ne zaman esinizle romantik bir aksam yemegi yiyip, el ele sokaklarda gezdiniz?
- En son ne zaman is çikisi arkadaslarinizla bir kahve içtiniz?
- En son ne zaman esinizle bas basa bir tatil yaptiniz?

Bu sorularin yanitlari "çoook uzun zaman oldu, hatirlamiyorum" türündense, anneligi yasayisiniza bir daha bakmak lazim. Eger anne mutluysa çocuk da mutlu olacaktir. Anne mutsuzsa, kisisel birtakim tatminler yasamiyorsa, okudugu çocuk gelisimi kitaplari pek de ise yaramayacaktir.
Kisaca; ögrendiginiz annelik rolüne kendinizle ilgili eklemeler ya da çikarmalar yapmazsaniz, yani kendinizi mutlu kilmazsaniz, bu uzun soluklu yolculukta çabuk yorulmak, hatta bazen de tükenmek kaçinilmaz olacaktir.
Gelelim babalari neden muaf tuttugumuza... İtiraf etmek gerekirse babalar bu konuda annelerden daha iyiler.

Hayat "anne" olmaktan çok baska anlamlar da içerir. "Annelik" en önemlisi olabilir ama asla tek anlam olmamalidir.

14 Mart 2006

BAHAR.....

Hani şu baharı bir türlü getiremiyoruz ya İstanbul'a, geçen hafta Metrocity'de karşılaştım kendisiyle!!...

Öyle güzel süslemişlerdi ki çarşının içini, fotoğraflarını çekmeden yapamadım.....

Her taraf mis gibi kokuyordu...


07 Mart 2006

BENİM DÖRTLEMELERİM....

Sevgili Huysuz beni sobelemişti hayatımdaki 4'ler için;

YAPTIĞIM 4 İŞ
1- İngilizce dersi vermek (üniversite yıllarında)
2- Bankacılık (tam 13 yıl, 4 farklı bankada)
3- Yöneticilik
4- Sanırım Mayıs başından itibaren ev hanımlığı!!...

YAŞADIĞIM 4 YER
1- Ankara
2- Nottingham-İngiltere
3- Erzincan (ben bir asker kızıyım!!...)
4- İstanbul

SEVDİĞİM 4 FİLM
1- Moulin Rouge (bayılıyorum o şarkılara ve elbetteki Nicole Kidman'a)
2- Sliding Doors
3- Like Water for Chocolate (seneler önce New York'da seyretmiş ve accaip etkilenmiştim!!)
4- Noises Off (TV'de seyrettiğimde o kadar gülmüştüm ki odada uyuyan eşim uyanmıştı...)

SEVDİĞİM 4 TELEVİZYON DİZİSİ
1- BBC Prime'daki tüm dekorasyon programları
2- CSI-Miami, Lost,Grey's Anatomy
3- Gilmore Girls
4- Felicity

TATİL İÇİN GİTTİĞİM 4 YER
1- Her sene mutlaka Çeşme/Dalyan, Kuşadası, Samsun
2- Cancun, Meksika
3- Mısır
4- Hemen hemen tüm Avrupa ülkeleri / Fransa, Almanya,Hollanda,İtalya,Belçika,İngiltere,İsviçre
5- GAP gezisi
6- Kemer, Bodrum,Bozcaada,Ayvalık, Fethiye...
7- Amerika / New York, San Fransisco, Miami, Orlando
.... yaaa ben biraz gezmeyi severim de :+

EN SEVDİĞİM 4 YİYECEK
1- Hamur işleri (mantı, kolböreği...)
2- Her türlü etli/zeytinyağlı dolma - sarma
3- Tabii ki çikolata
4- Sushi

HEMEN ŞİMDİ OLMAK İSTEDİĞİM 4 YER
Tüm sevdiklerimle beraber dünyanın neresi olursa olur !!...

02 Mart 2006

KAPALIÇARŞI'DA BİR GÜN...


Dün İstanbul'da güneşli bir sabaha uyandık. Galiba sonunda bahar gelmeye karar verdi :)

Bir önceki gün bloglar arasında dolaşırken Banu'ya özenmiştim doğrusu!!.. Arkadaşlarıyla geçirdiği günü ballandıra ballandıra anlatmış.

Ben de arkadaşlarımla yapacağım Kapalıçarşı gezimizi sizlere anlatmaya karar verdim (nisbet mi yapıyorum ne?!..).

Evet... güneş tepemizde, arabalarımıza güzel bir park yeri bulmuş olarak yavaş yavaş Kapalıçarşıya doğru yürümeye başladık.

Biraz kuyumcu vitrinlerine baktıktan sonra, sabah kahvemiz için kısa bir mola verdik. Gerçi kahve fincanlarımız fal için çok uygun değildi ama muhabbetimiz süperdi!!...

Sonra girdiğimiz her dükkanda (çantacılar, gümüşçüler, dericiler...) ellemedik bir eşya bırakmadan öğlen saatini getirdik. Her Kapalıçarşı ziyaretimizde mutlaka uğradığımız HAVUZLU RESTORAN'da bir güzel yemeklerimizi yedik.

Aslında amacım bu gezinin her detayını fotoğraflayıp sizlerle paylaşmaktı ama :(( sıra yemeklerimizin resimlemeye geldiğinde şarjım bitti!!!...

"Tam Teçhizatlı Kameraman Cevat Kelle" kadar olamadım yani.

Oysa ki yediğimiz dönerin, beğendinin, zeytinyağlı enginarın ve nefis bamyanın resimlerini sizlerle paylaşmayı çok istemiştim. Aranızda orada yemek yiyenler mutlaka vardır ama eğer henüz gitmemiş olanlarınız varsa tavsiye ederim. Hem atmosfer hem yemekler mükemmel...

Çaylarımızı da orada içtikten sonra biraz daha dolaşıp, çanak çömlek inceleyip doğruca Divan Cafe'ye gittik. Kahvelerimiz geldiğinde kendime bir kez daha kızdım, çünkü öyle değişik bir fincanla getirdiler ki kahvelerimizi....

Neyse, en kısa zamanda tekrar bir ziyaret organize edip, bu sefer eksik kalan her detayın resmini çekeceğim!!...

18 Şubat 2006

İLK PROJE - YARDIMLAR.....

Ben öncelikle herkesin İpek'in şu yazısını okumasını istiyorum.

Sevgili Zinnur'un öncülüğünde başlayan bu projeden haberi olan herkes ucundan köşesinden tutmaya çalıştı ama ne yazık ki henüz yeterli bir tutara ulaşamadık :((

İpek'in de yazısında belirttiği gibi daha çok kişiye ulaşmamız gerekiyor.

Lütfen, gereken cihazları alabilmemiz için desteğinizi esirgemeyin ve blog sahibi olsun olmasın daha fazla kişiye ulaşmamıza yardımcı olun.

15 Şubat 2006

TAHİN SEVER MİSİNİZ?....

Ben çok severim....
Bu börek de Tahinli-Ispanaklı Kol Böreği...
Dün akşam derin dondurucudan yanlışlıkla ıspanak çıkartmış ve bugün onunla ne yaparım diye düşünüyordum ki... gazetedeki bu tarifi gördüm!!....
Hemen yaptım ve daha dumanı tüterken de tadına baktım!!...
Sonuç MÜ-KEM-MEL....
Eğer siz de tahin ve ıspanak seviyorsanız bunu mutlaka deneyin. İkisinin karışımından inanılmaz bir lezzet çıkıyor.
Malzemelere gelince;
2 yufka
3 yumurta
1 su bardağı yoğurt
1/2 su bardağı süt
1 kg. ıspanak
2 yemek kaşığı zeytinyağı
2 adet orta boy kuru soğan
1 su bardağı tahin
susam
Yapılışı;
1- Soğanlar yemeklik doğranarak zeytinyağında hafif kavrulur.
2- Kesilmiş ıspanaklar eklenir ve kavrulmaya devam edilir.
3- Tuz , karabiber eklenir ve ılınmaya bırakılır.
4- Ilınınca ıspanakların içine (fazla suyu varsa süzüldükten sonra) tahin eklenir ve karıştırılır.
5- Yufkalar ortadan ikiye bölünür.
6- Yumurta, yoğurt ve süt derin bir kapta karıştırılır.
7- Bu harcın 1/2 su bardağı kadar kısmı ayrılır, kalanı yufkaların üzerine sürülür.
8- Harc sürüldükten sonra yarım ay şeklindeki yufkaların düz kısmına ıspanaklı karışım paylaştırılır.
9- Uzun kenardan başlayarak gevşek bir rulo yapılır.
10- Yağlanmış tepsiye yan yana dizilir. Ben yuvarlak borcama daireler halinde yerleştirdim.
11- Bu işlem diğer 3 parça yufkaya da aynen yapılır.
12- Ayırdığımız harc yufkaların üzerine bolca sürülür. Üzerine susam serpilip 180 C'ye ısıtılmış fırında pişirilir.
Not: Ilıkken yemenizi öneririm, soğuyunca tahinin tadı farklı olabiliyor!!....
Hepinize afiyet olsun...

14 Şubat 2006

SEVGİ....

myspace

Bu sabah, çok yakışıklı bir erkeği uyandırdım ben, elimde hediye paketi ile....

Aslında hiç uyanmaya niyeti yoktu.

"5 dakka daha, n'olurrrrr!!" diyordu ki....

Gözlerini biraz açmasını isteyip, hediye paketimi gösterdim ona.

Güzel yeşil gözleri hemen kocaman açıldı ve heyecenla paketi açtı.

Sonra, kocaman sarılıp...

"Annecim, senin de sevgililer günün kutlu olsun" dedi bana :))

Bundan daha güzel bir hediye olabilir mi?...

Çoooooooooooooooooooook uzaklarda olan canım kocam,

Seninle ben en güzel hediyeye sahibiz !!!....

Ama, gönderdiğin çiçeğe de yazdığın gibi,

"Keşke uzaklarda olmasan!!..."

12 Şubat 2006

AŞURE YAPTIM !!....



Bu sefer tarif vermeyeceğim arkadaşlar, çünkü her blogda neredeyse bir aşure tarifi var. Bir de buradan toplu olarak tariflere ulaşabiliyorsunuz.

Aşureyi çok seven birisi olarak 2 sene önce annemin hepsi gözkararı tarifiyle ilk kez yapmayı denemiştim. Sonuç HÜSRAN :(( Benimki daha çok aşure pastası olmuştu!!...

Annemin göz kararı ile benimkiler tutmadı!!!... Dolayısıyla da eşime bile göstermeden doğrudan çöpe gitti!!...

Doğrusu aşureyi bu kadar sevip de yapamamış olmak ağırıma gitmişti ve bu sene tekrar denemeye karar verdim. Bu sefer annemin göz kararı ile yetinmeyip Lezzet Dergisi'ndeki tarifle de birleştirdim.

Yessss!.....

Bu sefer içime sindi. Ama bunu birileriyle paylaşmam gerekiyordu. Kocacım yurtdışında olduğu için ben de Bartu'ya "bak bu sefer ne güzel yaptım, di mi?" diye sordum. Pek bi anlamsız baktı bana!!!...

Ben de hemen annemi arayıp bu sefer becerdiğimi anlattım. Sonra bu kesmedi canım arkadaşım Dilek'i de arayıp başarımdan ona da bahsettim. Canım arkadaşım benim, ne de güzel katıldı benim heyecanıma :))

Her neyse apartman komşularına ve karşı market çalışanlarına dağıtmama rağmen evdeki küçük kaplar tükenince bir kısmını da derin dondurucuya kaldırmam gerekti. Bir daha ki sefere sanırım yarım ölçü yapsam yeterli olacak :)

Yaptığım aşureyle ilgili söylemek istediğim son bir nokta var (annemden öğrendiğim);

ben buğday ve pirinci haşlarken içine ayrı bir kapta kaynattıp süzdüğüm çubuk tarçın ve karanfil suyunu da ekledim. Aşureye çok hoş bir koku kattı. Henüz yapmayanlar varsa tavsiye ederim :)

Hepinize afiyet olsun...

07 Şubat 2006

DAMLA ÇİKOLATALI LOKUMLU KURABİYELER !!.....



Bu kurabiyeleri daha önce de yapmıştım ama resimlerini çekmeye fırsat bulamadan tükenmişti.

Bu karlı İstanbul gününde evde mahsur kalınca çayın yanında yemek için birşeyler yapayım dedim.

Sabah bloglar arasında gezerken sevgili Tarçın'ın tarifini verdiği Kremalı Poğaça çok hoşuma gidince denemeye karar verdim.

Sevgili Tarçın annesinin eski bir tarifini bizimle paylaşmış, sonuç muhteşemdi. Herkese tavsiye ederim.

Eveeet, kurabiyelerime gelince.....

Tarifi Lezzet dergisinde görmüştüm. Malzemelerde ufak değişiklikler yapmak zorunda kalmama rağmen sonuç harika oldu.

Gerekli malzemeler:

1+ 1/4 su bardağı un

50 gr.margarin

6-7 adet lokum

1 çay bardağı toz şeker

1 yumurta

1/2 çay kaşığı tarçın

1/2 çay kaşığı kabartma tozu

1 çay bardağı damla çikolata

Yapılışı:

* Oda ısısındaki margarin, şeker ve yumurta mixerle çırpılır.

* Elenmiş un, tarçın ve kabartma tozu ilave edilerek , yumuşak kıvamlı bir hamur hazırlanır.

* En son damla çikolata ve küçük küçük kesilmiş lokumlar ilave edilir. Orjinal tarifte kuru üzüm de vardı ama bende olmadığı için ekleyemedim.

*Önceden ısıtılmış 190C'de 15 dakika pişirilir.

Afiyet olsun....

Not: Bu tariften yaklaşık 20-25 adet kurabiye çıkıyor. Orjinal tarifte hamurun çok yumuşak olduğu belirtilmiş ama benimki o kadar da yumuşak olmadı.