03 Mart 2008

03.03.2000


Bugün canım anneannemin ölüm yıldönümü...
Yukarıdaki helvaları da onun için yaptım...
Huzur içinde yat anneanneciğim...
Seni çok özledim...
Hani arada bir rüyalarımda bana geliyorsun ya...
Daha sık gel olur mu?...

02 Mart 2008

DOMATES CHUTNEY

İşte bu tarif de Serap'dan aldığım II. tarif!...
Ne olduğunu bilmeden , malzemeleri ilginç geldiği için Serap'ın kitabından yazmıştım.

İnternette "chutney" ile ilgili biraz dolandığımda;

* baharatlı hint salçası
* hint turşusu
olduğunu öğrendim.
Lezzetini şöyle tanımlayabilirim;

tatlı, ekşi, acı

Yani anlayacağınız 3 lezzet bir arada!...

İnternette ayrıca soğuk olarak et ve peynirle yenilebileceği belirtiliyordu.

Ben geçen yazımda bahsettiğim "Biberli Sucuklu Kızarmış Tortilla" ile yedim, walla ben beğendim. Denemesi size kalmış :)

Malzemeler:

1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 soğan, küp doğranmış
2 kırmızı biber (dolmalık olandan kullanırsanız 1 tane), küp doğranmış
1 tatlı kaşığı pul biber (ben önce az koymuştum ama tadına bakınca eksikliğini fark edip denilen miktarı kullandım)
2 büyük domates, küp doğranmış
250 ml. elma sirkesi
100 gr. esmer şeker

Yapılışı:

- Soğanları kahverengileştirmeden 3-4 dk yağda kavurdum.
- Üzerine biber ve pul biberi ekleyip 2 dk daha kavurdum.
- Domates, sirke ve şekeri ekleyip kaynattım.
- Sonra altını kısıp ara sıra karıştırarak yaklaşık 50-55 dk pişirdim. İyice koyu kıvamlı oldu.

Bakalım yapanlar beğenecek mi?...

Afiyet olsun:)

27 Şubat 2008

BİBERLİ SUCUKLU KIZARMIŞ TORTİLLA

Madem Serap benden bir tarif almış ben de onun kitaplarından iki tarif aldım!...
İşte birincisi...
Pazar kahvaltıları için ideal:)

Malzemeler:
2-3 kırmızı biber, közlenmiş ve küp kesilmiş (dolmalık kırmızı biber kullanacaksınız 2 tane yeterli)
Sucuk veya salam
2 patates, küp kesilmiş
4 yumurta
rendelenmiş parmesan veya eski kaşar
reyhan
tuz

Yapılışı:

- Fırına da girebilecek bir tavaya biraz zeytinyağ koyup önce küp kesilmiş patatesleri, sonra da küp kesilmiş sucukları kızarttım.

- Ayrı bir kapta kızarmış patates, sucuk, kesilmiş kırmızı biber ve ince kesilmiş reyhanı karıştırdım.

- 4 yumurtayı peynirle karıştırıp, daha önce patates kızarttığım tavaya döktüm. 1-2 dk pişirip üzerine diğer malzemeleri de ekledim ve önceden ısıtılmış fırında üzerini kızarttım.

Son derece doyurucu ve güzel oldu, tavsiye ederim:)


Afiyet olsun...



23 Şubat 2008

BUGÜN KENDİME MİSSSS KOKULU NERGİS ALDIM...

Geçen haftasonu yağan kara inat 3 gündür İstanbul'a bahar geldi!...
Hava sıcaklığı bugün 16 dereceydi!...
Ben de bu nergisleri aldım kendime, mis gibi kokuyorlar...


Bu arada 1 haftadır da bu 2 CD'yi dinliyorum...

Aşkın'ın hep bildiğimiz, harika şarkılarını bir CD'de toplaması ne iyi olmuş. Arka arkaya hiç şarkı atlamadan saatlerce dinleyebiliyorum.
Suzan Kardeş'in şarkıcı yönünü bilmiyordum ama hem CD'deki şarkılar hem de kitapcıktaki aile resimler çok güzel. Eski sanat müziği şarkılarını seviyorsanız mutlaka alın derim.

Gelelim yaptığım "CHOCOLATE CHIP COOKIES" tarifime. Bu tarifi defterime nereden yazdığımı hatırlayamadım. Yanına not olarak Neiman MARCUS yazmışım. İlk defa Sevgililer Günü'nde yaptım. Çok beğendiğimiz için de tarifin yanına (*****) koydum.
Malzemeler:

113 gr. tuzsuz tereyağ/oda sıcaklığında

1 su bardağı kahverengi şeker

3 yemek kaşığı toz şeker

1 adet iri yumurta

2 tatlı kaşığı vanilya esansı (ben de esans yoktu biraz toz vanilya kullandım)

220 gr.un

1/2 tatlı kaşığı kabartma tozu

1/2 tatlı kaşığı karbonat

1/2 tatlı kaşığı tuz

1,5 tatlı kaşığı granül kahve

1 su bardağı damla çikolata

Yapılışı:

- Fırını 170 dereceye ısıt.

- Yağ, toz şeker ve kahverengi şekeri orta hızda çırp.

- Yumurta ve vanilyayı da ekle 15 sn. çırp

- Un, kabartma tozu, karbonat ve tuzu eleyerek karışımın içine ilave et ve hamur haline getir. (Hamur yumuşak kıvamlı oluyor)

- En son kahve ve çikolatayı ekle.

- Tepsiye yemek kaşığı yardımıyla yerleştir ve 18-20 dk. pişir.

Afiyet olsun :)






14 Şubat 2008

KÜRKÇÜ DÜKKANINA DÖNÜŞ !...

Öncelikle belirtiyim, bu harika çiçeklerle karşılandım :)
Baylıyorum bu adetinize Serap'cım...

2 hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçti (Serap'ı çok yorduk walla, ona pek de "göz açıp kapayıncaya kadar" gelmemiştir sanırım!).

Bol bol gezdik. Gezecek müze ve tarihi yerleri daha önce gördüğümüz, hep gezmek istediğim POTSDAM'a da soğuk nedeniyle gidemediğimiz için bu seyahatim tamamen alışveriş odaklı oldu...

Mesai gibi her gün 10.00 gibi çıkıp, 16.00-16.30 civarında evde oluyorduk. Şunu net olarak söyleyebilirim ki Berlin'deki tüm H&M'leri gezdim!...

Bu arada bir haftasonu diğer kuzenim Sevtap'ı da ziyarete İserlohn'a gittik. Burası Almanya'nın batısında küçük bir kasaba ve Serap'la Sevtap'ın çocukluklarının geçtiği bir yer. Ben de küçükken sık sık dayımları ziyarete gittiğimiz için benim de bolca çocukluk hatıram var burada. Dayımların oturduğu, bizim sokaklarında oynadığımız yerleri gezdiğimizde o zamanlar bizim için KOCAMAN olan yerlerin aslında ne kadar da küçük olduğunu fark ettik!...

Bol bol BERLİNER yedim... Çocukluğumdan beri bu lezzete bayılıyorum...


Tadını İserlohn'dan başka yerde bulamadığım kızarmış tavuk ve "çingene" soslu (Serap bunun Almanca'sını hatırlayamadım!) patates kızartması yedim.

Tabii ki Coşkun abinin (Sevtap'ın eşi) yaptığı çiğ köfteleri de unutamam. Muhteşemler di...

Serap'la Berlin'de ki "Grüne Woche" etkinliğini ziyaret ettik.

Bir sürü çiçek soğanı aldık. Bu arada ben aldığım lale soğanlarını hala ekemedim Serap!... Torbada çimlenecekler neredeyse...

Değişik değişik peynirler tattık.

Evet!... Gördüğünüz renkli tekerlekler peynir. Cappucino'lu... Pesto'lu... Hepsinin tadına baktık, tadını bildiğimiz türden vazgeçmemeye karar verdik!...

Bartu'nun isteği üzerine "KNUT" u görmek için hayvanat bahçesine gittik. Beklediğimizden epey büyümüş (Serap bizi uyarmıştı) bulduk ama verdiği pozlara bayıldık.

Eşim de iş seyahatini bitirip bize katılınca bir de Botanik Bahçeye gittik. Gerçi tadilat nedeniyle bazı yerler kapalıydı ama olsun, gördüklerimiz de çok güzeldi :)


Bu kadar çiçeğin yanında kaktüsler de vardı tabii...

Alışveriş yerlerinden birini gezerken şu pasta gibi sabunların satıldığı bir dükkana girip bunu gördük.
Resim çekmek için izin istediğimizde, Serap bunun bir Türk tatlısı olduğu için ilgimizi çektiğini satıcı kıza belirtti. Satıcı kız da bize bunun bir Yunan yemeği olduğunu söylemesin mi?... Serap'la beraber kıza aynı anda itiraz edip hafif yollu çıkışınca kızcağız susup resmini çekmemize izin verdi!...

Sokaklarda dolaşırken üşüdüğümüzde ya;

Hint lokantasına gidip, Serap'ın çok sevdiği benim de hoşuma giden "Garam Chorba" içtik,

ya da "sıcak çikolata"...
Eve geldiğimizde bizi bu iki yaramaz karşılıyordu.

Sevilmekten bu kadar hoşlanmayan başka iki kedi yoktur herhalde!... Ama acaip pozcular.
Serap onlar için de blog açtı biliyor musunuz!...
2 haftayı işte böyle geçirdik...
Her şey için teşekkürler Serap'cım :)

(Serap'ın mutfak pencerisinin manzarası)


25 Ocak 2008

TATİL ZAMANI !...

2 hafta yokum arkadaşlar.

Sevgili kuzenim SERAP'ın yaptıklarını yemeye ve bol bol gezmeye gidiyorum.

Dönüşte görüşürüz.











23 Ocak 2008

24.OCAK.1993


18 Ocak 2008

ÜLKÜ NECİPOĞLU'NUN KİTABI...



Bayramdaki Ankara ziyaretim sırasında D&R'dan bir yemek kitabı aldım. Daha tarifleri okurken isabetli bir karar verdiğimi anlamıştım. İlk denememi de aşağıdaki yemekte yaptım.



SEBZELİ SULU TAVUK

Malzemeler:
  • 5 adet tavuk budu (derisiz)
  • 5 adet tavuk göğsü (derisiz)
  • 3 adet havuç
  • 3 adet patates
  • 1 adet büyük boy soğan
  • 1 demet dereotu

Yapılışı:

  • Tavukları az miktardaki sıvı yağda, her tarafı nar gibi oluncaya kadar kızartın.
  • Havuç ve patatesleri küçük küpler halinde doğrayın. Havuçları hafifçe haşlayın.
  • Haşlanan havuçları süzün ve kızarmış tavuklarla beraber derin bir tencereye alın. Üzerini kapatacak kadar su ve bütün bir soğan ile haşlayın.
  • Tavuklar hafif piştiği zaman, patatesleri ilave edin. Hepsi iyice pişene kadar kısık ateşte kaynatın.
  • Son anda delikli kepçe ile soğanı çıkartın ve incecik doğranmış dereotu ilave edin.
  • Ateşi söndürüp, ağzını kapalı tutun.

Orjinal tarifte yoktu ama ben 2 yumurta sarısı ve limon suyu ile bir de terbiye yaptım, harika oldu :)

Bol sulu, bol vitaminli bir yemek!...

Hepinize Afiyet Olsun...


14 Ocak 2008

4 GÜNLÜK KAÇAMAK

Çok çabuk bitti ama resimdeki manzaradan da anlaşılabileceği gibi son derece keyifliydi...
Evet, 4 günlüğüne Samsun'a annemlere gidip geldim.
Hem yeni taşındıkları evlerini görmek hem de hasret gidermek için.
Anne evindeki prensesliğim hemencecik bitiverdi ve dün akşam gerçek dünyaya döndüm!...
Oturma odasındaki bu manzarayı da sizlerle paylaşmak istedim...
Haaa... bir de annemin harika AŞURE'sini...

09 Ocak 2008

KOMŞULARDAN DENEMELER...

Yeni bir yıla başladık...
2008 hepimiz için mutluluk, huzur ve sağlık getirir inşallah!...
Biz ne yazık ki arka arkaya 2 yakın arkadaşımızın yaşadığı kayıplar nedeniyle geçen haftayı biraz üzüntülü geçirdik. Bu yüzden yeni birşeyler denemeye fırsat bulamadım ama imdadıma daha önce yazıp arşivime koyduğum aşağıdaki tarif yetişti.
Biz çok severek yedik, yaparsanız şimdiden afiyet olsun.
Mutfak Güncesi blogunun yazarı Sevgili Şaziye'nin sayfasını takip etmeye çalışır ve tariflerini de mutlaka denerdim. "...dim..." diyorum çünkü Şaziye artık yazmamaya karar vermiş. Okuyunca çok üzüldüm. İnşallah belli bir süre ara verip tekrar aramıza katılır (aynen benim yaptığım gibi).


"Hazır Yufka Mantısı" da onun tariflerinden. Mantıyı benim kadar seviyor ama hamur açmaya üşeniyorsanız mutlaka denemelisiniz.

Tarifine buradan ulaşabilirsiniz. Şaziye tariflerini hep detaylı bir şekilde anlattığı için ben tekrar yazmadım.

30 Aralık 2007



Esas kutlamayı yarın yapacağız ama biz 2 gündür YENİ YIL kutlamalarımızı yapıyoruz. Resimdeki güzel pastayı da Cuma günü KIZLAR'la yaptığımız partimize Sevgili Elif getirdi. Ne kadar şık değil mi?


2008'de görüşmek üzere...

24 Aralık 2007

EN TATLI HEDİYELER

Sevgili Burçin'in düzenlediği "EN TATLI HEDİYELER" etkinliği bence harika bir seçim... Yılbaşı demek hediye demek çünkü!... Değil mi?!...

Aslında aklımda birden fazla fikir vardı ama bu hafta o kadar yoğunum ki ancak aşağıdaki KIŞ İÇECEĞİ'ni yapabildim.

Ben her yılbaşında hediyelerimi mümkün olduğunca kendim yapmaya çalışıyorum. Bu senede yukarıda gördüğünüz malzemelerden bir içecek yaptım.

Kullandığım malzemeler;

  • Çubuk tarçın - yarım parça
  • Yıldız anason - 1 adet
  • Kakule - 2 adet
  • Tane karabiber - 4 adet
  • Karanfil - 1/4 tatlı kaşığı
Bu malzemeleri yuvarlak kestiğim tülbente koyup ağzını güzelce bağladım. Sonra keçeden yapılmış keselerin içlerine doldurdum.

Her bir kesenin içine;

"Kupanızın içine 1 tane küçük bez torbayı koyup, içini sıcak elma suyu ile doldurun ve 3-5 dk demleyin"

diye yazdım.

Soğuk kış günlerinde arkadaşlarımın işine yarayacağından eminim :)




16 Aralık 2007

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN :)

HEPİNİZİN KURBAN BAYRAMI KUTLU OLSUN...

BEN ANKARA'YA GİDİYORUM, DÖNÜŞTE GÖRÜŞÜRÜZ :)

12 Aralık 2007

YE#29 ZEYTİNYAĞLILAR

Bu sefer tembellik yapmayıp "YE#29 Zeytinyağlılar" etkinliğine katılabildim!... Sıcak Paylaşımlar'dan Sevgili Aysel çok güzel bir konu seçmiş. Ben de annemden öğrendiğim ve çok severek yediğim "PATLICAN PAÇA" yaptım.

Patlıcan'ın her türlü yemeğini çok sevdiğim için yazları bir kısmını közleyip bir kısmını da kızartarak derin dondurucuya kaldırıyorum. Hormon kullanıldığı için mevsimi dışında sebze ve meyve tüketmek istemiyorum. Bu yemeği yaparken de yazdan kalma patlıcanlarımı kullandım.

Dediğim gibi ben bu tarifi annemden öğrendim. Annelerden öğrenilen tarifler de bilirsiniz ki genelde "göz kararı" olur. Bu da öyle bir tarif ama ben bu sefer yaparken malzemeleri ölçerek kullandım.

Önce 3 tane patlıcanı tamamen soydum ve yaklaşık 3 parmak kalınlığında keserek rengi hafif sararıncaya kadar kızarttım ve kağıt havlu üzerinde bir kenara koydum.

Sonra 1 adet soğanı piyazlık doğrayıp biraz zeytinyağı koyduğum tencerede kavurdum. Soğanlar hafif şeffaflaşmaya başlayınca 3-4 diş sarmısağı küçük küçük doğrayıp soğanların yanına ekledim.

Yemeği bol kırmızı renkli sevip, kışın domates tüketmeyi sevmediğim için yazdan domates rendeleri hazırlayıp kavonozlara dolduruyorum ben. Bu yemekte de 8 kaşık domates rendesi kullandım ve sarımsakla soğanın yanına domatesleri de ekleyiverdim. Dedim ya yemekte kırmızı rengi severim diye, 1 yemek kaşığı salça da ekleyince kırmızının tonu tam istediğim gibi oldu.

Bu dörtlüyü biraz kavurunca içine 3 kesme şeker ve 4 yemek kaşığı üzüm sirkesi ekleyip altını iyice kıstım. Haaa.... bu esnada tadına bakmayı da unutmayın ki tuzunu istediğiniz gibi ayarlayabilin!...

Kısık ateşte yaklaşık 15 dk kaynattım. Çok sulu olmaması lazım, ben yaklaşık 4-5 yemek kaşığı su ekledim.

Sonra kızarmış patlıcanları da bu karışımın olduğu tencereye koydum. İyice kısık ateşte ara sıra suyuna da bakarak patlıcanlar yumuşayıncaya kadar ağzı kapalı olarak pişirdim.

Pişerken hiç karıştırmadım ama arada bir domatesli sosu kaşıkla patlıcanların üzerinde gezdirdim ki lezzet her yere eşit şekilde dağılsın.

Ağzı kapalı soğutup, ılınınca servis tabağına aldım ve maydanozla süsledim.

Hepinize afiyet olsun :)


10 Aralık 2007

ELMALI TARÇINLI KEK



Martha Stewart'ın sayfasını sık sık ziyaret ederim. Geçenlerde de evdeki elma stoğunu eritmek için elmalı tarifler ararken Apple-Cinnamon Bundt Cake tarifini buldum ve hemen denedim. Gayet lezzetli ve hafif bir kek oldu. Tarifte üzerine glaze yapıp dökmüşlerdi ama bana glaze çok tatlı geldiği için yapmadım.


Malzemeler:

(Ölçüler CUP olarak verilmiş)


2,5 cup un

1 yemek kaşığı tarçın

2 tatlı kaşığı kabartma tozu

1 tatlı kaşığı tuz

1/2 tatlı kaşığı karbonat

1 cup erimiş tereyağ

1,5 cup kahverengi şeker

4 büyük yumurta

6 granny smith elma/küp şeklinde kesilmiş



  • Un, tarçın, kabartma tozu, tuz ve karbonatı bir kapta karıştır. Ben hepsini elekten geçirdim.

  • Derin başka bir kapta erimiş ılınmış tereyağ, kahverengi şeker ve yumurtaları çırp.

  • Tereyağ, yumurta, şeker karışımına kuru malzemeleri ekle ve karıştır.

  • Spatula ile elmaları teker teker karıştır.

  • Yağlanmış kalıba döküp, önceden ısıtılmış fırında 50-60 dk. pişirin. Ben pişirme süremi tam hatırlamıyorum ama sanırım daha kısa sürede pişiridim, kürdan testi yapıp fırından çıkardım.

Bu kekle de bitmeyen elmaların kalan kısmıyla da tarifini daha önce verdiğim ELMA REÇELİ'ni yaptım. Bu reçelimi çok seven eşim bayram etti walla :)


06 Aralık 2007

ÇİN SEYAHATİ - II

Gezimizin 2. durağı XIAN şehriydi. Buraya gelmemizin tek nedeni de yukarıda resimlerini gördüğünüz "Qin Terra Cotta Warriors and Horses" müzesi... Buradaki askerler ve atlar gerçek boyutlarda ve zamanın şavaşçılarının tüm özelliklerini en ince ayrıntılarına kadar taşıyorlar.

Bu askerlerin bulunması da tamamen tesadüf eseri olmuş. 1974 yılında kuyu açmak isteyen bir köylü tarafından bulunmuş. 16.300 m2'lik bir alana yayılmış 3 binadan oluşuyor. 1.Pit 1979 yılında Çin Ulusal Günü'nde açılmış.

3 binanın içinde 7.000 eser var (askerler, atlar,silahlar...) Askerler tam bir savaş düzeni içinde sıralanmışlar. Çoğu tamir edilebilmiş.

Bu müze 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası kapsamı içine alınmış.


Gerçekten etkileyici bir yerdi. Şansımıza da kapalı olan hava biz otele döndükten sonra yağmura döndü!... Ama ne yağmur!... Bütün gece gök gürültüsü ve şimşekler hiç durmadı. Hatta sabah erken Şangay uçağı için havaalanına giderken bazı yollar (aynı bizdeki gibi!) yağmur sularıyla kapanmıştı.



Zorlu bir uçağa yetişme yolculuğu sonrasında Şangay'a indik... Burada da bizi gökdelenler karşıladı. Veeeee bol bol yabancı!...

Pekin ve Xian gezilerimizde gerek sokakta gerekse turistik yerlerde bizim gibi yabancı turist oranı yerli turiste göre çok azdı. Hatta sarışın , yeşil gözlü olan oğlumla en az 5-6 kişi fotoğraf çektirmek istemişti!...

Şangay'da ise uluslararası firma veya bankalarda çalışan çok fazla sayıda Avrupalı ve Amerikalı var. Bunun en büyük etkisini ise nerede hissediyorsunuz biliyor musunuz?... Tuvaletlerde...

Evet, 4 günlük ızdırap burada bitti. Ülkemizde veya herhangi bir Avrupa ülkesinin alışveriş merkezlerinde alışık olduğumuz temizlikteki tuvaletlere bu şehirde kavuşabildik!...

Yukardaki kolajda çok şeker bir Çinli kız çocuğu var. Bu ırk küçükken çok şirin oluyor da büyüyünce çirkinleşiyorlar (oğlumun yorumu bu)!... Bu kız çocuğu da diğerleri gibi büyükanne ve büyükbabası ile geziyordu. Malum Çin de 1 çocuktan fazlası YASSAK!... Anne ve babalar çalıştığı için de çocuklara büyükler bakıyor. İş saatlerinde istisnasız hep 3'lü gruplar halinde dolaşıyorlar. Akşam ailecek yedikleri yemeklerde de bu sayı en fazla 7 kişi olabiliyor!...



Tepenizden şu devasa köpekbalığının geçtiğini düşünün. İnsan ürperiyor değil mi? Bu resimler Şangay televizyon kulesinin yanındaki akvaryumdan. Bu akvaryumda (sanıyorum) Dünyanın en uzun cam tüpü içinde yürüyebiliyorsunuz. Kaç metre olduğunu şimdi hatırlayamıyorum ama bu ve benzeri balıklarla epey uzun bir yürüyüş yaptık. Korkusuz balıkadamların dalışlarını izledik. Ama en heyecan vereni de köpekbalıklarıydı.

Bunların dışında eşimin sürekli gidip geldiği bir şehir olduğu için çok hoş ve keyifli restoranlarda yemekler yedik , ayaklarımız şişene kadar da yürüdük.

Kaldı Hong Kong...

Onu da bir sonraki yazımda anlatırım artık :)

03 Aralık 2007

NE GÜNLERE KALDIK ?...

Hürriyet gazetesinden Mehmet Y. YILMAZ'ın bugünkü yazısını aşağıya kopyaladım. Hoş birçok gazetede bu haber vardı ya...
.........
Hoca’nın nefesinin jinekolojik sonuçları;
Kadın-doğum uzmanı Dr. Alp Nuhoğlu, geçenlerde Amerika’ya gittiğinde Fethullah Gülen’i de ziyaret etmiş. Hatırlayacaksınız, Dr. Nuhoğlu ile eşi Zeynep Tokuş’un prematüre bir bebekleri oldu. Zamanından çok önce doğan bebek, ciddi sağlık sorunlarıyla mücadele ediyordu. Fethullah Hoca, görüşmeleri sırasında bebeğin durumunu sormuş ve üzerinde dua yazılı, kendisine ait bir altını doktor beye vermiş."Bunu al, oğluna tak. Merak etmeyin, Allah’ın izni ile iyi olacak" demiş.Doktor Bey, İstanbul’a döndüğünde ne görsün: Bebek iyileşmiş, rahatça nefes alıyor, annesinin sütü ile beslenebiliyor!Dr. Nuhoğlu, Vatan’da, "Hoca Efendi’nin duasının tuttuğuna inandığını" anlatıyor.Uzun süredir Kıbrıs’ta açmayı planladığı tüp bebek merkezinin ruhsat işlemleri de bu arada şıp diye olmuş. Doktor Bey, bunu da Hoca’nın "nefes kuvvetine" bağlıyor.Çaresiz durumdaki cahil insanların hocaların nefes kuvvetinden yararlanmayı ümit etmeleri ve bu tür doğaüstü olaylara inanmalarını anlayışla karşılıyorum.Bu işe yaramasa bile psikolojik bir rahatlama sağlayacak bir şeydir.Ama pozitif bilime inanması gereken, üstelik de tıpta böyle mucizelere yer olamayacağını en iyi bilebilecek durumda olan bir hekimin buna inanmasını anlayabilmek güç.Hadi kendisi inandı diyelim, bunu gazetelerde anlatması ve başka insanları da buna inanmaya teşvik etmesi ne oluyor?Bundan sonra Alp Bey’in hastalarına acaba böyle bir hizmeti de olacak mı?Öyle ya, ne gerek var Kıbrıs’ta bir tüp bebek kliniği kurmaya?Hoca, Alp Bey’e bir iki dua gönderir, bütün fertilite problemleri dünyanın parasını harcamaya gerek kalmadan çözümleniverir.Bence Tabip Odası ve Tıp Fakülteleri bu konuyu görmezden gelmemeli.Alp Bey’in, jinekolojiye bu katkısını iyice incelemeli ve kendisini Nobel Tıp Ödülü’ne de aday göstermeli.
........

01 Aralık 2007

PRENSES'İMİZİN ODASI!...



1999 yılından beri ailemizin bir üyesi olan Prenses'imiz son günlerde pek bi keyifli...

Neden biliyor musunuz?...


İstanbul'da yaşayan bir Ankara'lı olarak bize gelen misafirlerimiz genelde yatılı oluyor. Bu nedenle evimizde bir tane misafir yatak odası vardır.


Geçenlerde çalışma odası ile misafir yatak odasını değiş tokuş edelim dedik. Daha küçük bir odaya aldığımız misafir yatak odasını süslemek için de ufak tefek birşeyler alıp bunları bir heves yerleştirdim. Benim bu heyecanıma Prenses'de katıldı elbette ve heyecanla odanın içinde zıplayıp durdu (ki bu Prenses için son derece şaşırtıcıdır çünkü kendisi günün 23,5 saati uyuyan uyuşuk bir kedidir!...).


Her neyse sonraki günler eşimin uyarısıyla fark ettim ki, bizim Prenses misafir yatak odasından dışarı çıkmıyor. Yemek ve tuvalet ihtiyacını hemen giderip doğruca bu odadaki yatağa dönüyor ve yatağın en ortasına uzanıp başlıyor horlamaya...


Geceleri benim ayak ucumdan başka yerde yatmayan Prenses 1 haftadır yanımıza uğramıyor.


Yani anlayacağınız bizim tatlı Prenses'imiz yeni düzenlediğim misafir yatak odasını kendisine yaptığımızı zannediyor!...


Yatılı misafirimiz geldiğinde ne yapacağız bakalım :)


26 Kasım 2007

MANDALİNA MEVSİMİ GELDİ...

Bu mevsimde mandalina ve elma dışında bir meyve yemem pek...
Her ikisinin de tam zamanıdır çünkü.
Portakal tatlanmaya başlayınca da unutuveririm mandalinayı :(
Geçenlerde SOFRA dergisini karıştırırken bu tarifle karşılaştım.
Elimde de tüm malzemeler olunca hemen denedim.
Sonuç fena değildi.
Bir tek bir dahaki sefere kekin içindeki şeker miktarını azaltmayı düşünüyorum. Çünkü üstündeki çikolata ve pudra şekeri ile biraz fazla tatlı geldi bana...
İşte tarifim....

MANDALİNA SOSLU ISLAK KEK

Kek:

  • 1 su baradağı esmer şeker
  • 3 çorba kaşığı tereyağ (oda sıcaklığında)
  • 1 su bardağı süt
  • 4 yumurta
  • 2 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 1 tutam tarçın
  • 4 mandalina suyu

Sos:

  • 1/2 paket krema
  • 1 çorba kaşığı tereyağ
  • 80 gr. bitter çikolata

Yapılışı:

  1. Esmer şeker ve tereyağını mixerle çırp.Üzerine süt ve yumurtayı ekleyip çırpmaya devam et.
  2. Mandalina suyu hariç diğer tüm malzemeleri ekle ve çırp.
  3. Kek kalıbına döküp önceden ısıtılmış 200 derece fırında 40 dk. pişir.
  4. Fırından alıp 10 dk dinlendir ve üzerine mandalina suyunu gezdir.
  5. Kek mandalina suyunu çekince elinle ufala ve kenarları açılan başka bir kek kalıbının içine iyice bastırarak yerleştir. (Bu miktarlarla 24 cm.lik kalıp ölçüsünde 2 tane olabiliyor)
  6. Sos için, kremayı bir kaba al ve kısık ateşte kaynama noktasına getir. Tereyağ ekleyip ocaktan al ve bu karışımı rendelenmiş çikolatanın üstüne dökerek karıştır.
  7. Çikolatalı sosu kekin üzerine dök.
  8. Pudra şekeri ve mandalina dilimleri ile süsleyerek servis yap.

Afiyet olsun...

NOT: Orjinal tarifte ufalanmış kek ile küçük toplar yapıp, çikolataya bulayarak da servis yapılabileceği yazıyordu. Belki birisi böyle denemek ister diye belirtiyim dedim...




25 Kasım 2007

HAYATIN ACI GERÇEĞİ...


Uzun bir süre ara verdiğim blog yazılarıma geri döndükten sonra blog takiplerime de başlayabilmiştim. İşte o günlerde daha önce tanımadığım ESRA'yı keşfettim.


Fırsat buldukça geçmiş yazılarını okudum.


Hatta 2 tarifini denedim bile...


Biri YOĞURTLU KÖFTE , diğeri de ELMALI RULO'ydu...


Her iki tarif de çok güzeldi ve ben bloguna teşekkür mesajı atmayı planlıyordum ki bu acı haberle karşılaştım...


Ne diyebilirim ki...


Mekanın Cennet olsun Sevgili ESRA!...